<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MÜZİKritik arşivleri - Alp &Ouml;zeren</title>
	<atom:link href="https://www.alpozeren.com/category/muzikritik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.alpozeren.com/category/muzikritik/</link>
	<description>Alp &#214;zeren</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2015 19:58:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cropped-alpozeren-logo-apple-l-32x32.png</url>
	<title>MÜZİKritik arşivleri - Alp &Ouml;zeren</title>
	<link>https://www.alpozeren.com/category/muzikritik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sanatçıya Saygı</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/sanatciya-saygi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2015 19:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4111</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik / Ağustos 2014 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI               Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…                               …SANATÇIYA SAYGI… …Bundan yaklaşık 10 yıl önce, 5 Eylül 2004 tarihinde, Sabah...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/sanatciya-saygi/">Sanatçıya Saygı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik /</strong><strong> Ağustos 2014<br />
</strong><u>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI</u>              <strong><em><br />
Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…</em></strong><em>                               </em></p>
<p><strong>…SANATÇIYA SAYGI…</strong></p>
<p>…Bundan yaklaşık 10 yıl önce, 5 Eylül 2004 tarihinde, Sabah Gazetesi’nin 19. Sayfasında bir yazı yayınlandı. Yazının manşeti şöyleydi: HERKES, SANATÇILAR GİBİ ZİNAYA HAZIR DEĞİL.</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q4.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4112" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q4-300x172.jpg" alt="q4" width="300" height="172" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q4-300x172.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q4-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q4-10x6.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q4.jpg 744w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>…Sözün sahibi: Prof. Dr. Zekeriya BEYAZ ve kendisiyle görüşmeyi yapanlar da Reha MUHTAR ve Balçiçek PAMİR idi… Bu talihsiz yazının gazetede yer alışının ertesi günü, İstanbul Basın Savcılığına, yazı hakkında suç duyurusunda bulundum. Suç duyurusunu yaparken maruz kaldığım laubali tutumlar ( <em>öyle demek istememiştir be hocam vb.</em> ), gelecek olan TAKİPSİZLİK kararının habercisi gibiydi!.. Nitekim takipsizlik kararının çıkması çok sürmedi…</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q3.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4113" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q3-300x154.jpg" alt="q3" width="300" height="154" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q3-300x154.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q3-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q3-10x5.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q3.jpg 479w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Kararda yer alan en ilginç ifade ise; Reha MUHTAR ve Zekeriya BEYAZ’ın adreslerinde bulunamayışları nedeniyle ifadelerinin alınamamış olmasıydı. İstanbul Basın Savcılığı; Reha MUHTAR ve Zekeriya BEYAZ’a ulaşamamayı başarmıştı!.. Şaka bir yana; durum, savcılık açısından İÇLER ACISI gerçekten de. Çalınan minareye kılıf hazırlamak gibi bir kaygı dahi taşımayanların savcı olarak dahi görev üstlenebildiği bir ortamda; tutmuşum SANATÇIYA SAYGI diyorum ben de kendi kendime… Öyle ya; en yaygın gazetelerden birinde, bir Pazar günü tam sayfa bir yazının başlığında tüm sanatçılara, önemli bir profesör tarafından ‘ZİNAYA HAZIRLAR’ deniyor. Konuyla ilgili olarak; sanat camiasından tepki anlamında, boyutunda yaprak kımıldamıyor. Savcı da böyle dalga geçer elbette. Onlar kadar şöhretli, eli-kolu uzun değilim ki şikâyetim kaale alınsın…</p>
<p>Gazetemiz genel yayın yönetmeni Sayın Ümit GEZGİN’in, geçtiğimiz günlerde maruz kaldığı bir davranış ve bu davranışın akabinde kendisi ile sohbetimiz; bana, on yıl kadar sonra, Zekeriya BEYAZ mevzuunu ve sonrasında yaşananları anımsattı.</p>
<p>Ümit Hocamız; özellikle son zamanlarda, pastane, çay bahçesi vb. mekanlarda çayını yudumlarken kamusal alanda resim çiziyor ve bence bulunduğu ortamlara sanatsal, estetik bir değer, anlam katıyor. Bu konuda, bugüne kadar, işyeri yetkilileri kaynaklı bir sorun da yaşamamışken; geçen gün kendisini hayli öfkeli ve üzgün gördüm. Daha önce birlikte de defalarca oturduğumuz Kalamış’taki Soley  Pastahanesi’nde resim çizerken; yetkilinin, o sırada pastahanede bulunan diğer insanların da duyacağı şekilde “<em>Burası atölye mi?</em>”, “<em>Atölyeniz yok mu?</em>”, “<em>Yerler kirlenmez mi?</em>” vb. sözlü tacizine maruz kalınca, kendisi, soluğu Kartal Adliye’sinde almış; suç duyurusunda bulunmak için dilekçe yazmış ama mesai bittiği için dilekçeyi vermemiş. Bence iyi ki de vermemiş çünkü haklı olduğu bir mevzuda en üst makamca dikkate alınmaması, insanı daha çok yaralıyor. Eğer suç duyurusunda bulunmuş olsaydı Ümit Hoca da, sonrasında büyük olasılıkla gelecek takipsizlik kararı ile daha da üzülecekti. Ne de olsa; adalet mekanizmamızın BÖYLE UFAK TEFEK SORUNLARA ayıracak zamanı ve enerjisi bulunmamakta ne yazık ki!..</p>
<p>10 yıl öncesine dönecek olursak; yiğidi öldürürken hakkını vermek açısından o tarihlerde, ilkokul öğrencilerine hemen, o anda yazılı olarak yanıtlamalarını istediğim SANATÇI KİME DENİR? Sorusuna gelen yanıtlardan yalnızca iki tanesini <em>(ilkokul dörde giden iki kız çocuğunun yanıtları) </em>de paylaşmak isterim.</p>
<ul>
<li>Sanatçı: ŞARKI SÖYLEYİP DANSEDEN SEKSİ BAYANLARA DENİR…</li>
<li>Sanatçı: SEKS GİYİNEN VE HİÇ OKUMAYAN KİŞİYE DENİR…</li>
</ul>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q1.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4114" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q1-300x172.jpg" alt="q1" width="300" height="172" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q1-300x172.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q1-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q1-10x6.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q1.jpg 349w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a> <a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4115" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q2-300x177.jpg" alt="q2" width="300" height="177" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q2-300x177.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q2-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q2-10x6.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/q2.jpg 342w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Bu yanıtlardan hareket ile; medya okuryazarlığının eksikliğinden, düzeysiz magazin haber???lerine, yalnızca EĞLENDİRİCİ olmalarına karşın medyada sanatçıymış gibi sunulan bazı fenomanlare kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirildiğinde; Zekeriya BEYAZ da, çok rahatlıkla; “KARDEŞİM SÖYLEYENE DEĞİL, SÖYLETENE BAKIN” dahi diyebilir. Dikkatle ve titizlikle incelenmesi gereken mesele; MUSTAFA KEMÂL imizin “<strong><em>Her şey olabilirsiniz ancak sanatçı olamazsınız</em></strong>” dediği günlerden, Zekeriya BEYAZ’ın “<strong><em>Herkes sanatçılar gibi zinaya hazır değil</em></strong>” dediği günlere neden ve nasıl geldiğimiz; kimler tarafından getirildiğimiz olmalıdır!..</p>
<p>İlk ve orta seviyelerdeki eğitim öğretim kapsamında, onyıllardır topyekün nitelikli sanat eğitimi veril(e)mediği için; konu, istisnasız tüm hükümetlerce (<strong><em>şu parti, bu parti, şu görüş, bu görüş ayırımı yapılmadan</em></strong>) gereğince ciddiye alınmadığı ve çözüm odaklı eğitim politikaları izlenemediği için; sistemimizde yetişen çocuklar, büyüyüp KOCAMAN KOCAMAN bürokratlara, yetkililere dönüştüklerinde (<em>istisnaları elbette tenzih ediyorum…</em>) sanatsal bağlamda YONTULMAMIŞ, EĞİTİLMEMİŞ bireyler olarak bulundukları yakın çevrede sanatsal duyarlılığın, estetiğin hakim olmasını çok da önemsememişlerdir / önemsememektedirler… Bu durum; tepeden aşağıya doğru dalga dalga yayılmakta sanat ve sanatçı algısı ‘<strong>AJDAR kapkara mizahı</strong>’ düzeyine kadar inebilmektedir.</p>
<p>Ümit Hoca gibi SON KİŞOT lar da; tüm yozlaşmalara, olumsuzluklara karşın misyonlarından taviz vermemeye çalışarak aslında güçlü birer umut ışığı olmaktadırlar. Bence de; Ümit Hoca gibi davranmak en doğrusu. İnsanların boş boş dedikodu yaptığı, anlamsızca etrafı seyrettiği kamusal alanlarda malzemelerini çıkarıp resim yapmaya başladığı anda başıboşluğa, her türlü yozlaşmaya, fırçası ile, sanatı ile savaş açan bir savaşçıya dönüşüyor Ümit GEZGİN. Bu noktada; yaşadığı boşluğun farkında olan ve yalnızca popüler olana adeta taptırılan kuru kalabalık tedirgin olmasın da kim olsun Ümit Hocam?..</p>
<p>Kuru kalabalığı, o pastahane yetkilisini vb. insanları asla dışlamıyorum. Hatta; Ümit Hoca zaman zaman üzülse de, bu yaşananlar aracılığıyla, Ümit Hoca’nın o insanlara bir tür açıkhava eğitimi, zamanında alamadıkları bir tür sanatsal terbiye verdiğine inanıyorum.</p>
<p>Tepkisizlik had safhada ve insanlar, tepki veren(ler) haklı dahi olsa; “<strong><em>şimdi neden tatsızlık çıkarıyor ki?</em></strong>” şeklinde dahi yaklaşabilmekteler. Bu durum da; sanatçının taşıması gereken özgürlükçü ve anarşist yanını ciddi anlamda törpülemekte; sanatçı algısı da giderek TEK TİP, DEVLET MEMURU görünümlü bir yapıya bürünmektedir.</p>
<p>Bir müzik insanı olmama rağmen yadırgadığım, daha önce defalarca dile getirdiğim bir başka hususu da, SANATÇI mevzuu açılmışken bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum. Bunu da; en özgürlükçü olması, gereken tepkileri herkesten önce vermesi gereken (ALNINDA IŞIĞI İLK HİSSEDEN!..) kişiler sanatçılar olduğu için yapıyorum. Konu, rahmetli Zeki MÜREN’in yaygın biçimde ‘SANAT GÜNEŞİ’ olarak anılışı (<strong><em><u>tüm mirasını bırakmış olduğu Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı dahi böyle anmaz iken!..</u></em></strong>)… Daha önce defalarca, detaylı olarak yazdığım için, bu yazıda yalnızca TÜRKİYE CUMHURİYETİ SANAT CAMİASI MENSUPLARI nın çelişkili tepkisizliklerini vurgulayan düşüncemi bir kez daha paylaşmakla yetineceğim: Zeki MÜREN’in sanatçı yönüne elbette lâf söyleyemem, bunu aklımdan dahi geçirmem ama ‘sanat’, tüm dallarıyla bir bütün iken; sanatın tüm dalları eşit değerde iken “<u>Bir ülkenin sanat güneşi’ ünvanı, bir tek kişiye, kim tarafından, neden ve nasıl verilebilir?? Buna kim, ne hakla, nasıl CÜRET EDEBİLİR??</u>” sorusunun bana gelene kadar defalarca sorulmuş olması ve bugün halâ bu YANLIŞ ALGI nın sürmesinin önlenmiş olması gerekirdi… İlerde; yalnızca bu konu hakkında bir yazı hazırlayacağımı tahmin ediyorum. Bu yazı kapsamında ise şunu sormak istiyorum: Onca sanat dalı ve her birinde gerek yurtiçi gerekse yurtdışı boyutlarda çok büyük başarılara, eserlere sahip yüzlerce sanatçı mevcut iken; neden müzik dışı alanlardan bir kişi dahi çıkıp “NEDEN SANAT GÜNEŞİ ÜNVANI BİR MÜZİK İNSANINA VERİLİYOR?” sorusunu sormamıştır?!? Daha da önemlisi; <strong><u>bunca sanat dalı var iken, yalnızca bir daldan bir kişiyi sanat güneşi ilân etmek akla, mantığa, doğaya ters değil midir?!? </u></strong></p>
<p>Baştaki konuya dönecek olursak; Ümit GEZGİN Hoca’nın maruz kaldığı tacize yönelik hassasiyeti, çok anlamlı, önemli ve değerli bir duyarlılık örneğidir. Kendisini biraz üzmüş olsa da; bu devirde böyle hassasiyetlerin halâ var olduğunu göstermesi açısından sevindirici bir örnektir… O pastahane yetkilisinin de güzel bir ders aldığına ve uzun uzun düşündüğüne yürekten inanmak istiyorum…</p>
<p>Saygı, sevgi, hoşgörü ve çağcıl eğitimin nitelikli sanat ile sanatçılar ile bütünleşeceği zamanlara; öyle bir Türkiye Cumhuriyeti’ne en kısa sürede sağlık, huzur ile erişebilmek dileği ve umuduyla; notalar dolusu, sanat dolusu saygı, sevgi ve selâmlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/sanatciya-saygi/">Sanatçıya Saygı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir “görmezden geliş”, Bir “üzerinde durmayış”  ki; Sormayın Gitsin</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/bir-gormezden-gelis-bir-uzerinde-durmayis-ki-sormayin-gitsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2015 19:53:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4104</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik /  KASIM  2009 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI           Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…             …Bir “görmezden geliş”, Bir “üzerinde durmayış”  ki; Sormayın Gitsin… 1924...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/bir-gormezden-gelis-bir-uzerinde-durmayis-ki-sormayin-gitsin/">Bir “görmezden geliş”, Bir “üzerinde durmayış”  ki; Sormayın Gitsin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik / </strong><strong> KASIM  2009</strong><br />
<u>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI</u>          <em><br />
<strong>Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…</strong>            </em></p>
<p><strong>…Bir “<em><u>görmezden geliş</u></em>”, Bir “<em><u>üzerinde durmayış</u></em>”  ki; Sormayın Gitsin…</strong></p>
<p>1924 yılından 1930 yılına kadar, Türkiye Cumhuriyeti’nde, resmi komisyon kararı ile “resmen” kabul edilmiş ve seslendirilmiş olan ilk “İstiklâl Marşı Bestesi”nden söz edeceğim bu yazıda… Kabul edilişinin 85. Yılında, tarihsel bağlamda bu besteden neredeyse hiç sözedilmeyişine ( her nedense?!? ); her seviyedeki okullarımızda “tarih”, “müzik” vb. derslerde gereğince değinilmeyişine dair düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım… Öncelikle; bir belge olarak, eserin notasını görelim ( 1 ):</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4105" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1-202x300.jpg" alt="k1" width="202" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1-202x300.jpg 202w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1-689x1024.jpg 689w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k1.jpg 758w" sizes="auto, (max-width: 202px) 100vw, 202px" /></a> <a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4106" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2-300x216.jpg" alt="k2" width="300" height="216" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2-300x216.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2-1024x737.jpg 1024w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2-768x553.jpg 768w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2-10x7.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k2.jpg 1482w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Yukarıda notası yer alan eserin iki ayrı ses kaydı bulunmaktadır. Bir tanesi; o dönemde yapılan orijinal kayıttır ve “Yurttan Sesler”( 2 ) albümünde yer almaktadır; ikincisi ise 90’lı yıllarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayınlamış olduğu “Bestelenmiş Şiirleriyle Mehmet Akif ERSOY” albümüdür ( 3 ).</p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4107" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3-300x261.jpg" alt="k3" width="300" height="261" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3-300x261.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3-1024x891.jpg 1024w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3-768x668.jpg 768w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3-10x10.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k3.jpg 1056w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4108" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k4-197x300.jpg" alt="k4" width="197" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k4-197x300.jpg 197w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k4-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k4-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k4.jpg 396w" sizes="auto, (max-width: 197px) 100vw, 197px" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4109" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k5-165x300.jpg" alt="k5" width="165" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k5-165x300.jpg 165w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k5-562x1024.jpg 562w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k5-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k5-5x10.jpg 5w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/k5.jpg 619w" sizes="auto, (max-width: 165px) 100vw, 165px" /></p>
<p>Bu bestenin az da olsa ciddi biçimde ele alınışına dair iki etkinlik anımsıyorum. Birincisi; 24 Ekim 2008 tarihinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşen İSTİKLÂL MARŞIMIZIN TARİHİNE YOLCULUK “1 Güfte 12 Beste” isimli etkinlik idi    ( 4 ). ( <em>İncelemek isteyenler için; söz konusu etkinliğin internet adresi: http://www.1gufte12beste.com/iletisim.asp </em>)</p>
<p>İkincisi de bu etkinlikten çok kısa süre sonra yayımlanan Mithat BEREKET’in hazırlayıp sunduğu Pusula isimli program idi. “Lütfi Kırdar Salonu”ndaki etkinlikten; “<em><u>ne yazık ki</u></em>” İstanbul sokaklarına asılan duyurular aracılığı ile haberim oldu. “<em><u>Ne yazık ki</u></em>” ifadesini özellikle kullandım; çünkü, gerek konu ile ilgili en ciddi ve bilimsel makalelerden birini yazmış ( 5 ) bir akademisyen olarak ve de gerek İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Mezunları Derneği Başkanı olarak, bu etkinliğe, hiç olmazsa “seyirci olarak” davet edilmeyi beklerdim. Bu duygu ve düşüncelerle; haklı sitemimi, bizzat etkinliği düzenleyenlere ifade etmek için, etkinliğin yapılacağı gün ve saatte Lütfi Kırdar Salonu’na gittim. Etkinliği düzenleyen vakfın yetkililerini ararken ilgili holdingin bir üst düzey yöneticisi sitemim ile bizzat ilgilendi; bana hak verdi ve girmek istemememe karşın ısrarla etkinliği izlememi sağladı. Etkinliği yalnızca izlemekle kalmadım; aynı zamanda kameraya da kaydettim. En çok dikkatimi çeken husus da; Cumhuriyet’in 85. Yılına bir “armağan” gibi lanse edilen etkinliğin biletlerinin 75-50-30 TL ye satılması ( <em>ilginç bir armağan?!?</em> ); ayrıca etkinliği “<em>ölümsüzleştirmek</em>” adına da,  girişte, etkinlik kitabının 25 TL ye satılması oldu. Böylece; etkinliği düzenleyen holding, güçlü bir imaj sağlamanın yanısıra; “İstiklâl Marşı” üzerinden hatırı sayılır bir gelir de elde etmiş oldu. İnsanın aklına, ister istemez; Mehmet Akif ERSOY’un, Şubat soğuğunda yırtık paltosu ile İstiklâl Marşı Şiiri’ni yazarken, teklif edilen 500 liralık para ödülünü alıp “cebine atmayı reddedişi” ( <em>o gerçekten asil yaklaşımı…</em> ) geliyor…</p>
<ul>
<li>Söz konusu etkinlik kapsamında dinletilen, Ali Rıfat ÇAĞATAY’a ait, yazımızın da konusu olan Acemaşiran makamındaki bestenin ses kaydının; 1998 yılında yayınlanan Yapı Kredi Yayınları CD sinde yer aldığı  belirtilmemiş olup; seslendiren kişinin,  Darüttalim-i Musiki Heyeti eşliğinde Mustafa Zeki oluşu bilgisinin paylaşılmasına da gerek duyulmamıştır?!?</li>
<li>Ali Rıfat ÇAĞATAY; Türkiye Cumhuriyeti’nde “müzik” denince akla ilk gelen kurumlardan Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Begüm AYTEMÜR YALÇINKAYA’nın “<strong>büyükdedesi</strong>” olup, bu etkinliği düzenleyen ve “araştırmacı bilim insanı” olduğunu iddia edenler?!? Tarafından, etkinliğe izleyici olarak dahi davet edilmemiştir?!?</li>
<li>Sayın Begüm YALÇINKAYA;  “<strong>müzik ve aile bağları</strong>” bağlamında, Ali Rıfat ÇAĞATAY adına konuşmaya, Türkiye Cumhuriyeti’nde  en yetkili kişilerden biri  iken, Mithat BEREKET tarafından sunulan İstiklâl Marşı ile ilgili ( <em>Lütfi Kırdar Salonu’ndaki etkinliğin reklâmı gibi</em> <em>bir duygu uyandıran…</em> ) programa da davet edilmemiş olup; onun yerine, programda Ali Rıfat ÇAĞATAY’ı temsilen, <u>müzikten anlamadığını</u> program kapsamında da dile getiren Handan TANKUT isimli hanımefendi, programda ÇAĞATAY’ın torunu olarak genişçe yer almıştır?!?</li>
<li>Söz konusu “Pusula” isimli programda;  TEKFEN HOLDİNG Kurucularından Sayın Nihat GÖKYİĞİT de yer almış ve bir müzik insanı olmamasına karşın, bazı düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir : “<em>Güfte ile beste arasında tam uyum olup olmadığı suali,herkesin aklında… Sorduk soruşturduk; bu durum, birçok ülkenin milli marşalrında da varmış. Güfteyi baştan hazırlayıp ona göre bestelediğiniz zaman;her zaman tam uyum olmuyor.İkisi beraber olursa daha fazla uyum oluyor.O zaman iki taraf da biraz fedakârlık yapıyorlar.O, uyumdaki arıza yalnız bize mahsus değil…</em> “ BU PROGRAMI YAPANLARA VE BU YORUMU YAYINLAYANLARA ANIMSATMAK GEREKİR Kİ; TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI’NDA, “DEĞİŞTİRİLEMEZ”, “DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ” İFADESİ, MARŞIN ŞİİRİ İÇİN GEÇERLİDİR VE BUGÜN SESLENDİRİLMEYE ÇALIŞILAN BESTENİN, <u>BESTECİDEN KAYNAKLANAN HATALARINDAN</u>  DOLAYI,  MEHMET AKİF’İN ŞİİRİNE “HATA PAYI” YÜKLEMEK, EN HAFİF TABİRLE “<strong><u>HADDİNİ AŞMAK</u></strong>”tır… Sayın GÖKYİĞİT; aynı programda, <strong><em><u>bu saatten sonra besteye dair sorunları vurgulamak yerine marşı, bu tarihi haliyle korumak gerektiğini</u></em></strong> vurguluyor… Ali Rıfat ÇAĞATAY’IN bestesi, “<em>teknik anlamda daha başarılı bir</em> <em>bestedir</em>” iddiasında bulunulamaz elbette ( … <em> Acemaşiran makamının, Türk Milli Marşı için çok daha mantıklı bir makam oluşu düşüncemi saklı tutarak… )</em>; bu noktada, asla unutulmaması ve <strong><em><u>gözardı edilmemesi gereken şey, daha sonra devreye girmiş bulunan Zeki ÜNGÖR’ün bestesinin de, Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın bestesine göre daha başarılı bir beste olmadığıdır…</u></em></strong> Bu yazı ile dile getirmek istediğim temel sorun şudur: <em> </em>Olması gerekenden çok az sayıda kişi ve kurum; Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın bestesinin “TARİHİ ANLAM, ÖNEM VE DEĞERİ”NE VURGU YAPMA GEREĞİ DUYMAKTADIR HER NEDENSE?!? <strong><u>Tarihi değerlere saygılı olacak  isek;  öncelikle, “İLK KABUL EDİLEN BESTE”ye saygı duymamız gerekmez mi??? </u></strong></li>
<li>2009 yılında; 15-16-17 Eylül tarihlerinde, Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi’nde düzenlenen 5. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu ( www.muzikcisem.org )’nun ikinci gün açılışında, “İLK İSTİKLÂL MARŞI BESTESİ’NİN KABULÜNÜN 85. YILI” başlıklı bir konferans sunarak, konu hakkındaki düşüncelerimi; müzik alanı çalışanları ile paylaşma olanağı buldum.</li>
</ul>
<p><strong><u>Çok önemli bir anektod…</u></strong></p>
<p>Lüfi Kırdar Salonu’ndaki etkinlikte aktarılan bir anıyı da paylaşmak isterim: Şark Musiki Cemiyeti Reisi Ali Rıfat ÇAĞATAY; Kadıköy Apollon Sineması’nda gerçekleştirilen düzenli konserlerden birinde, işgal kuvvetlerine harika bir gol atmış… Konser programında yazılı olarak yer vermeden ve sahnede de anons edilmeden; konserde, yazımızın konusu olan Acemaşiran makamındaki milli marşı da icra etmiş ve ayakta alkışlayanlar arasında, işgal kuvvetleri subayları da yer almışlardır. Bu subaylar, daha sonra yaptıkları hatanın ( <strong><em>yedikleri</em></strong> <strong><em>golün…</em></strong> ) farkına varınca hayli öfkelenmişler ve konserlerde bu gibi emrivakileri yasaklayan bir emir dahi yayınlamışlardır… İşgâl kuvvetlerine atmış olduğu bu zekice gol  dahi; Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın adının,  Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’ne altın harfler ile yazılması için yeter diye düşünmekteyim. Keşke bu sevimli anektod; okullarımızda, tarih ve müzik derslerinde paylaşılabilse… Ancak; bu önemli tarihsel bilgiyi, <strong><em>tarih ve müzik öğretmenlerimizin dahi kaçı bilmektedir acaba??? </em></strong></p>
<p>Konu; İstiklâl Marşımızın bestelenişi olunca tek yazıda sonuçlandırmak olanaksızdır… Bu nedenle; şimdilik bu kadar demek istiyorum… Bu yazı ile; İLK RESMİ İSTİKLÂL MARŞI BESTESİNİN, bestelenişinin 85. yılında gereğince anılmayışı ve vurgulanmayışı konusuna, kasıt içermediğine inanmak istediğimiz bu büyük ihmale dikkat çekmek amaçlanmaktadır…</p>
<p>Orkestra dergisinin 369. Sayısında yayınlanan “İSTİKLÂL MARŞI’NA DAİR SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ” başlıklı makalemi okumak isteyen dostlar, <a href="mailto:alpozeren@gmail.com">alpozeren@gmail.com</a> adresine yazdıkları takdirde, söz konusu makalemi kendilerine iletmekten onur ve mutluluk duyacağım.</p>
<p>Tüm yaklaşımlarımdaki temel amacımın, TARİHİN DOĞRU YAZILMASINA KATKI SAĞLAMAK olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.</p>
<p>Saygı, sevgi, hoşgörü ve çağdaş eğitimin nitelikli müzik ile buluştuğu; <strong><em><u>her türlü “ÇATIŞMA”nın yerini “ÇALIŞMA”nın aldığı günlerin “TÜRKİYE”sine</u></em></strong> hep birlikte erişebilmek umuduyla…</p>
<p><strong>( 1 )  Muhiddin NALBANDOĞLU, İstiklâl Marşımızın Tarihi, Cem Yayınları, İstanbul    1964, sayfa: 21-22-23</strong></p>
<p><strong>( 2 )  Yurttan Sesler ( 3 CD ve 1 Kitap ), Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 1998, 1. CD / 2. Eser </strong></p>
<p><strong>( 3 ) Bestelenen Şiirleriyle Mehmet Akif kasedi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları, “B” Yüzü / 5. Eser </strong></p>
<p><strong>( 4 ) İstiklal Marşımızın Tarihine Yolculuk, Tekfen Filarmoni Orkestrası Cumhuriyet Konseri Program Föyü, İstanbul, 24 Ekim 2008 </strong></p>
<p><strong>( 5 )  Alp ÖZEREN, İstiklâl Marşı’na Dair Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Orkestra Dergisi, İstanbul, sayı: 369 ( Şubat 2006 ), sayfa: 32-45</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em><u>Not:</u></em></strong> <em>Bu ayki köşemin başlığında, “<strong>Dr.</strong>” ünvanını kullandım; çünkü, geçtiğimiz ay, Sanatta Yeterlik ünvanımın “özlük haklarım” bağlamında işleme konması için resmen başvurduğum Milli Eğitim Bakanlığı, özlük bilgilerimin yer aldığı resmi sayfada ünvanımı “doktora” olarak belirtmiş bulunmaktadır. Bu nedenle; “SY” ünvanı, YÖK tarafından resmen kabul edilene kadar bu ünvanı kulanacağım. SY ünvanının resmen geçerlilik kazanması için gereken işlemleri de en kısa sürede tamamlayacağım…</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/bir-gormezden-gelis-bir-uzerinde-durmayis-ki-sormayin-gitsin/">Bir “görmezden geliş”, Bir “üzerinde durmayış”  ki; Sormayın Gitsin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ti”ye mi alındık?</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/tiye-mi-alindik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2015 19:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4099</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik /Ağustos 2011 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI         Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…                             …”Ti”ye mi alındık?!. …Yazılarıma aşina olan dostlar; “yazı yolculuğum”un önemli bölümünde, doğrudan...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/tiye-mi-alindik/">Ti”ye mi alındık?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik /</strong><strong>Ağustos 2011<br />
</strong><u>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI</u><br />
<strong><em>        Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…</em></strong><em>                             </em></p>
<p><strong>…”Ti”ye mi alındık?!.</strong></p>
<p>…Yazılarıma aşina olan dostlar; “<em>yazı yolculuğum</em>”un önemli bölümünde, doğrudan ya da dolaylı olarak, <strong><em><u>müzik aracılığıyla kültür emperyalizmi</u></em></strong>  içeriğinin yer aldığını bilirler. Bu yönde ele aldığım temel konu başlıkları; halen kullanılmakta olan OKUL ZİLLERİ, CENAZE MARŞI, DOĞUM GÜNÜ EZGİSİ, DÜĞÜN EZGİSİ gibi müzik eserlerinin yanısıra, bu eserler bağlamında,  Türkiye Cumhuriyeti’ne ait seçeneklerin de oluşturulup geliştirilmeyişini vurgulamaktadır… İstiklâl Marşı’nın <strong><em><u>ezgisi</u></em></strong> nin, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları’nın genel müzik eğitimi düzeyine uygun olmayışı ve o ezginin kabul edilişine dair aydınlatılmamakta ısrar edilen (  her nedense?!?  ) <strong><em><u>karanlık hususlar</u></em></strong> ; ülkemizde en çok seslendirilen eser ( doğal olarak ) diyebileceğimiz <strong>EZAN</strong>’ın lâyık olduğu kalitede seslendirilmesi için / yönünde ( <strong><em>müezzinlere ses ve genel müzik eğitimi verilmesi; vakte uygun makamda seslendirme; ses tesisatlarının kamu huzurunu ve ruh sağlığını BOZMAYACAK  kalitede olması vb…</em></strong> ) gereken özenin, İLGİLİ VE SORUMLU KİŞİ VE KURUMLARCA bir türlü GÖSTERİLMEMESİ (  her nedense?!?  ) gibi olumsuzluklar da eklenince, Türkiye Cumhuriyeti’nin “GÜRÜLTÜ TOPLUMU”ndan “MÜZİK TOPLUMU”na dönüşebilmesi umudu ve hayalini taşımak giderek zorlaşmaktadır… Avrupa’da, akıl hastalarının yakıldığı süreçte; akıl hastalarını dahi müzik ile tedavi edebilecek duyarlılık ve kalite düzeyindeki bir milletin torunlarının bugün, çeşitli GÜRÜLTÜLER aracılığıyla getirildiği “RUH SAĞLIĞININ TOPLUMSAL OLARAK YİTİRİLMESİ” noktası, gerçekten hüzün vericidir… Öncelikle ve objektif biçimde; Cumhuriyet Tarihi süresince kimlerin hangi değerleri gürültüye getirdiklerinin tesbit edilmesi gerekmektedir; çünkü, BİLGİ GÜÇTÜR…</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4101" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1-300x216.jpg" alt="1" width="300" height="216" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1-300x216.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1-1024x737.jpg 1024w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1-768x553.jpg 768w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1-10x7.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/1.jpg 1389w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><strong>Sultanahmet Dergisi’nde yer alan bir röportajdan alıntı… </strong><strong>( 1 )</strong></p>
<p><strong><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4100" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/2-300x196.jpg" alt="2" width="300" height="196" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/2-300x196.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/2-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/2-10x7.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/2.jpg 371w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></strong></p>
<p><strong>( 2 ) </strong></p>
<p>…Bu “uzunca giriş”in ardından; bu yazıda yer alacak olan asıl konuya gelmek istiyorum. 31 Temmuz 2011 Pazar gününü 1 Ağustos Pazartesi gününe bağlayan gece; facebook profilimde, Saygıdeğer Dost, Sayın Şencan ÇAĞDAŞ’ın önemli ve hiç beklemediğim bir sorusu ile karşılaştım. Özetle ve yaklaşık olarak; ülkemizdeki resmi törenlerde, İstiklâl Marşı’ndan önce trompet ile çalınan ( <em>ya da banttan dinletilen</em> ) ezginin kökenini sormakta idi kendisi. Soru karşısında; daha doğrusu bugüne kadar bu ezginin kökenini araştırmak konusundaki şahsi ihmalkârlığım nedeniyle dehşete kapılmadım desem yalan olur ve hemen ardından,  böylesine “yaşamsal” önemde bir konuya dikkat çektiği ve bu konuda şahsımdan bilgi istediği için de ayrı bir saygı ve gurur duydum açıkçası… Önce söz konusu ezginin notasını görelim dilerseniz<strong>:</strong></p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/mars.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4102" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/mars-224x300.jpg" alt="mars" width="224" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/mars-224x300.jpg 224w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/mars-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/mars-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/mars.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 224px) 100vw, 224px" /></a></p>
<p><strong>( 3 )</strong></p>
<p>( <em>Sözün burasında, büyükçe bir parantez açarak; yazım kapsamında paylaşmış olduğum bu basit notayı çok az kişinin deşifre edebileceğini bilmenin de, “<strong>müzik toplumuna olabilmemiz</strong>” ideali bağlamında çok acı bir gerçek olduğunu, altını çizerek ifade etmek isterim. Çünkü; günümüz dünyasında, gerçekten uygar ve “Dünya Politikaları”na yön veren ülkelerde, toplumlarda insanlar gazete okurcasına rahatlıkla nota okuyabilmektedirler. Nota okumak, yetenek falan gerektirmemektedir. İçinde bulunduğumuz ortamda ise; resmi müzik okullarını bitirmesine karşın nota okuyamayanlar dahi bulunmaktadır ne yazık ki…</em> ) Sayın ÇAĞDAŞ’ın sorusu karşısında; önce, bugüne kadar bu konu hakkında düşün (dürül) memiş olmama şaşırdım ve hemen ardından konuyu, internet ortamında araştırmaya başladım. Aradığım yanıt; Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI’nın bir makalesi ile karşıma çıktı. Söz konusu; çok uzun olmayan makaleyi de bu yazıda paylaşmak isterim <strong>( 4 )</strong>:</p>
<p><em><strong><u>Tİ SESİ NEREDEN GELİYOR?</u></strong></em></p>
<p><em><strong>Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI</strong></em></p>
<p><em><strong>mustafa</strong></em><strong><a href="http://tr.mc275.mail.yahoo.com/mc/compose?to=mustafa.kaymakci@ege.edu.tr"><em>.kaymakci@ege.edu.tr</em></a> </strong></p>
<p><em><strong>Yazının başlığını biraz uzatalım; &#8220;Türkiye&#8217;de Resmi Törenlerde İstiklal Marşı&#8217;nda önce yapılan Saygı Duruşu&#8217;nda çalınan Ti Sesi, ya da müzik parçası nereden geliyor?&#8221;</strong></em></p>
<p><em><strong>Bildiğiniz gibi Türkiye&#8217;de Resmi Törenlerde İstiklal Marşı&#8217;nda önce, genellikle Atatürk, şehitler ve sonsuzluğa göç eden büyüklerimiz için bir saygı duruşu yapılır. Saygı duruşu sırasında 30 saniye kadar süren Ti Sesi çalınır ve arkasından İstiklal Marşı söylenir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Tİ SESİNİN KÖKENİ NE?</strong></em></p>
<p><em><strong>Ti Sesi&#8217;nin kökenini merek ettiniz mi bilemem. Ben merek ettim. Merakımı, bir önceki Amerika Birleşik Devletleri(ABD) Başkanı Buş&#8217;un Türkiye&#8217;ye geldiği zaman söylediği söz artırdı. Buş, İstiklal Marşı&#8217;ndan önceki saygı duruşunda Ti Sesi&#8217;ni duyunca çok memnun olmuş, kültürümüz buraya kadar gelmiş demiş.</strong></em></p>
<p><em><strong>Konuyu biraz araştırdım. Anılan Ti sesi&#8217;nin önce,1953 yılı ABD yapımı &#8220;From Here To Eternity&#8221; adlı ve Türkçe&#8217;ye &#8220;İnsanlar Yaşadıkça&#8221; olarak çevrilen filimdeki müzik parçalarından biri olan &#8220;Military Taps&#8221; olduğunu öğrendim. Müziğin bestekarı ise Daniel Butterfield. </strong></em></p>
<p><em><strong>İlk başlangıçta, Ti Sesi&#8217;nin &#8220;İnsanlar Yaşadıkça&#8221; filminden alındığı sanılabilir. Ancak, araştırmayı biraz derinleştirdikçe, müziğin bestekarı Daniel Butterfield (1831-1901)&#8217;in Amerikan İç Savaşı&#8217;nda generalliğe kadar yükselmiş bir iş adamı olduğu ortaya çıkıyor. Bu müziğin de, iç savaş sırasında savaşın yıkımlarına karşı yakılmış bir ağıt olduğu söylenebilir. </strong></em></p>
<p><em><strong>Tİ SESİ, TÜRKİYE&#8217;YE NE ZAMAN, NASIL VE NEDEN GİRDİ?</strong></em></p>
<p><em><strong>Şimdi sorulması gereken sorular var. Birincisi şu; Ti Sesi, Türkiye&#8217;ye ne zaman, nasıl girdi? Ben açık bir cevap bulamadım. Müzik tarihçileri ve konunun uzmanları elbette bilir. Ancak olasılıkla Türkiye&#8217;ye Kore Savaşı ile girdiği düşünülebilir. Bu yıllar, o zaman ki kimi büyüklerimizin deyişiyle &#8220;Küçük Amerika Olacağız&#8221; denilen yıllara denk geliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>İkincisi şu; İstiklal Marşı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Marşı&#8217;dır. Bir başka deyişle, Türk Milleti&#8217;nin emperyalizme karşı duruşunu ve direnişini, onuru ve bağımsızlık isteğinin bir ifadesidir. Durum böyleyken hangi gerekçeyle, Amerikan İç Savaşı sırasında bestelenmiş bu müzik parçası Saygı Duruşu&#8217;na eklenmiştir? Hemen belirtelim,  Amerikan İç Savaşı, köle ticareti ve sömürüsüne dayalı olarak yapılan tarım ekonomisinin egemen olduğu  Amerika&#8217;nın güney eyaletleri ile serbest ucuz işgücüne gereksinme duyulan sanayiye sahip  kuzey eyaletlerinin  çıkar çatışmasının  bir sonucu idi. Bu nedenle, Amerika için önemli olan bu müziğin, Türkiye için  neyi  ifade ettiğini İstiklal Marşı&#8217;ndan önceki Saygı Duruşu&#8217;na Ti Sesi&#8217;ni ekleyenler açıklamalıdırlar diye düşünüyorum.</strong></em></p>
<p><em><strong>Yapılması gereken ilk iş, Ti Sesi&#8217;ni Saygı Duruşu&#8217;ndan derhal çıkartılması ve Türk Bestekarları&#8217;nca bir müzik yaptırılmasıdır. Sanırım bu konu üzerinde durmuş ve duracak müzik bilimcilerimiz vardır. Ancak konu, yalnız müzik bilimcilerini değil, BÜTÜN YURTSEVERLERİ İLGİLENDİRİYOR kanısındayım.</strong></em></p>
<p>Sayın Mustafa KAYMAKÇI Hocamız; Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim üyesi bir bilim insanı… Kanımca; işin trajikomik yönlerinden biri de, böylesine önemli ve çoktan incelenip ( <em>özellikle de müzikoloji bölümleri  tarafından</em>… ) sonuçlarının hiç olmazsa akademik müzik eğitimi kamuoyu ile gereğince paylaşılmış olması gereken bir konuda, en belirgin makalenin bir zootekni profesörü tarafından yazılmış ve yayılmış bulunmasıdır. Ki; alanla ilgili en önemli veritabanlarından biri olarak görebileceğimiz www.musikidergisi.net ‘te de, konuyla ilgili olarak bu makale yer almaktadır. Duruma ironik bir bakışla yaklaşmak istersek; Sayın Mustafa Hocamızın çaışma alanlarından birinin “<em>koyun ve keçi ıslahı</em>” oluşunu, acı bir tebessümle dikkate alabiliriz belki…</p>
<p>İlerleyen günlerde; bu konu hakkında görüşmem gereken kişi ve kurumlar ile görüşeceğim ve bu durumun mantıklı ( <em>olabildiğince…</em> ) bir açıklaması olup olmadığını, gelecekteki yazılarımda paylaşmak üzere araştıracağım elbette. Bu makaleden hareket ile; şu an görünen resme bakacak olursak ( <em>…ki cesaretle bakabilmeliyiz kanımca…</em> ); “<strong><u>müzik aracılığıyla kültür emperyalizmi</u></strong>”nin ancak bu kadar etkin biçimde uygulanabileceğini görmekteyiz ne yazık ki… Bu makalede vurgulanan hususlardan hareket ile, bilimsel anlamda müzik ile uğraşan her “TÜRK VATANDAŞI”nın;  savaşları dahi kan dökmeden kazanma odaklı olarak MEHTER gibi “asil” bir oluşum gerçekleştirmiş ve bununla tüm Dünya’yı titretmiş, etkisi altına almış ( <em>GÖREBİLEN, GÖRMEYE NİYET EDEBİLEN VE ALGILAYABİLENLER için, söz konusu etkiler, halen, HİÇ EKSİLMEDEN sürmektedir !..</em> ) ATA’larının aziz hatırası önünde <u>en azından</u> <strong><em>UTANMAYI AKLINDAN GEÇİRMELERİ </em></strong>gerekmektedir kanımca… Bu konuda; <strong>BİLİRKİŞİLİK BAĞLAMINDA</strong> en büyük sorumluluğun, UYARILMASI GEREKEN KİŞİ VE KURUMLARI UYARMA GÖREVİNİN, bir ziraat fakültesi akademisyeninden önce, vatansever “<strong>bando subay ve astsubayları</strong>”na, “<strong>müzik okullarının üst düzey akademisyenleri</strong>”ne ait olduğunu düşünmekteyim… Sanatçı Erol BÜYÜKBURÇ’un, “BİZLER OSMANLI ÇINARI ÜSTÜNDE AÇAN ATATÜRK ÇİÇEKLERİYİZ” yaklaşımından da hareket ile, şunu asla unutmamalıyız: DÜNYANIN EN ZENGİN MÜZİK KÜLTÜRÜ MİRASLARINDAN BİRİNE SAHİP TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin; YABANCI KÜLTÜRLERİN VE ONLARIN İÇİMİZDEKİ / ARAMIZDAKİ SİNSİ YARDAKÇILARININ “ÇAKMA” KÜLTÜREL VERİMLERİNE / DAYATMALARINA HİÇBİR ZAMAN İHTİYACI OLMAMIŞTIR VE OLMAYACAKTIR… BİRİLERİ, BİRTAKIM SİNSİ TEZGÂHLAR İLE KÜLTÜR EMPERYALİZMİ PLANLARINI, BUGÜNLERE KADAR BİR ŞEKİLDE UYGULAYABİLMİŞ OLABİLİRLER… BUGÜNE KADAR UYGULAYABİLMİŞ OLMALARI, BUNDAN SONRA DA RAHATÇA UYGULAYABİLECEKLERİ; İSTEDİKLERİ GİBİ AT OYNATABİLECEKLERİ ANLAMINA GELMEZ… <u>BU TOPRAKTA İNSAN SICAĞI VARDIR; BU TOPRAK VE İNSANI, MİSAFİRPERVERDİR. ANCAK; BU TOPRAĞIN YÜREKLİ, MERT ÇİLEKEŞ  İNSANLARI, BU TOPRAĞA, BU TOPRAĞIN KÜLTÜRÜNE GÖZ DİKENLERİ DE, HER SEFERİNDE TEREDDÜT ETMEDEN ( üzülerek de olsa… )  BU TOPRAĞA GÖMMÜŞTÜR… </u></p>
<p>Yaşam kalitesi “GÜRÜLTÜ”ye getirilmiş / getirilmekte olan kişi ve insan topluluklarının; bir süre için “kafalarının karışması” ve bu kafa karışıklığından kaynaklanan “olmayacak” hatalar yapmalarından doğal bir şey de olamaz… Ancak, SU YOLUNU BULUR; GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ gibi özlü sözler de bu toprağa aittir.</p>
<p>Yıllar önce; bu toprağın önemli ve çok sayılan, sevilen müzik eğitimi profesörlerinden birisi, “TÜRK ÇOCUKLARININ KAFASINDAN KOMA SESLERİ SİLECEĞİZ” dediğinde ( <em><u>… Ki; KOMA, “TÜRK MÜZİĞİ”nin “ÖZ”ünü teşkil etmektedir. Bu, “BİR İNSANI KARAKTERSİZLEŞTİRECEĞİZ” gibi çarpık bir düşüncedir…</u></em> ); eşimin, kendisine “PEKİ; GENLERİNDEN NASIL SİLMEYİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ???” dediğini gururla ve de hüzünle anımsıyorum… Gururla anımsıyorum; çünkü, verilmesi gereken yanıt, vermesi gereken ( BU TOPRAĞIN GERÇEK DEĞERLERİNDEN OLAN… )bir kişi tarafından, tereddütsüzce, anında ve bir “tokat” gibi verilmiştir. Hüzünle anımsıyorum; çünkü, bu tokadı yiyen kişi ( <em>ve onun gibi bazı beyni yıkanmış “ÖNCE TİCARET SONRA EĞİTİM” çizgisinde yaşayan akademisyenler???</em> ), onlarca / yüzlerce “<u>özüne yabancılaşmış / yabancı hayranı / aşağılık kompleksli</u>” müzik eğitimcileri yetiştirmiştir… Her konuda; her zaman “İFRAT ve TEFRİT”ten kaçınmak gerektiğini kabul etmekle birlikte; ÖZDEĞERLER, VATANIN BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜ gibi başlıklar sözkonusu olduğunda HER AYRINTININ ÖNEM TAŞIDIĞINA ve “ACIMA KÜLTÜRÜ”ne ASLA YENİK DÜŞÜLMEMESİ GEREKTİĞİNE inanmaktayım kendi adıma…</p>
<p>Biraz gergin bir yazı olduğunun farkındayım; ancak, aniden karşılaştığım bu durumu sıcağı sıcağına köşemde paylaşmanın verdiği bir gerginlik olarak görüyor; heyecanımdan kaynaklanan bir “sürç-i lisan” etti isem de “affola” diyorum…</p>
<p>“TÜRK MÜZİK KÜLTÜRÜ” başta olmak üzere, tüm MİLLİ-MANEVİ-AHLÂKİ değerlerimizin sonsuza dek yaşatılması yönünde, çok daha güçlü ve güven dolu olabileceğimiz günlere; ÖNCE EĞİTİM-SONRA TİCARET yaklaşımının güçlü biçimde hayat bulacağı aydınlık günlere; sağlık         ( <em>özellikle ve öncelikle ruh sağlığı…</em> ), huzur, barış içinde hep birlikte / en kısa sürede erişebilmek; bir sonraki yazıda buluşabilmek dileği ve umuduyla; notalar dolusu saygı, sevgi ve selâmlar…</p>
<p><strong>( 1 ) ve ( 2 ) Sultanahmet Dergisi ( www.sultanahmetmagazin.com ), Haziran 2009, Sayı: 46, İstanbul, s. 6</strong></p>
<p><strong>( 3 ) http://www.dersimizmuzik.net/showthread.php?p=70711</strong></p>
<p><strong>( 4 ) Makalenin yer aldığı internet siteleri  ( <em>“google” arama motorunda “<u>ti sesi nereden geliyor</u>” sorusu yazıldığı takdirde, aşağıdaki sitelerde yer alan makaleye erişilebilmekte</em> ) : </strong></p>
<ol>
<li><strong>musikidergisi.net</strong></li>
<li><strong>http://www.olay07.com</strong></li>
<li><strong>http://www.dagarcikturkiye.com</strong></li>
<li><strong>http://orajpoyraz.blogspot.com </strong></li>
<li><strong>https://www.facebook.com/note.php?note_id=222483434448370&amp;comments</strong></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/tiye-mi-alindik/">Ti”ye mi alındık?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Bina’ya Sahip Çıkabilmek</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/ilk-binaya-sahip-cikabilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2015 19:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4091</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik / Ağustos 2012 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI         Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…                            …’İlk bina’ya sahip çıkabilmek… …Ağır bir konu; derin bir nefes; ve başlıyorum…...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/ilk-binaya-sahip-cikabilmek/">İlk Bina’ya Sahip Çıkabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik /</strong><strong> Ağustos 2012<br />
</strong><u>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI</u>        <strong><br />
</strong><strong><em>Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…</em></strong><em>                            </em></p>
<p><strong>…’İlk bina’ya sahip çıkabilmek…</strong></p>
<p>…Ağır bir konu; derin bir nefes; ve başlıyorum… Konumuz; İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın, şu anda özel bir moda akademisi tarafından kullanılmakta olan, Nişantaşı’ndaki ilk binası… Bina; İstanbul’un pek çok yerindeki pek çok bina gibi, herhangi bir bina değil. Şu anda binayı kullanmakta olan moda akademisinin internet sitesinde yer almakta olan tarihçenin fotoğrafını paylaşarak başlamak istiyorum yazıma:</p>
<p><strong>İstanbul Moda Akademisi’nin internet sitesinde yer alan binanın tarihçesi…</strong></p>
<p>Binanın şu anki kullanımı ve kullananlar da elbette çok değerli ve önemlidir. Ancak; İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın Türkiye Cumhuriyeti Kültür Sanat tarihi bağlamındaki yeri ve önemi gözönüne alındığında, bina, bugün,  konservatuar olarak değilse dahi bir Türk Musikisi Müzesi olarak varlığını sürdürmeliydi düşüncesini taşımaktayım. Bir moda okulu, herhangi bir yerde açılabilir, faaliyet gösterebilir. Ancak; İTÜ-TMDK Türkiye Cumhuriyeti’nin, üniversite lisans statüsündeki ilk resmi Türk Musikisi eğitim kurumu olduğu için, tarihsel sorumluluk ve kültürel miras başlıkları altında, binanın da o ve benzeri bir içerikte muhafaza edilmesi gerekirdi bence. Yazımda da; aklım erdiğince, elimden geldiğince, bu düşüncemi açıklamaya, detaylandırmaya çalışacağım. Bu düşüncenin zihnimde belirginleşmesini sağlayan iki anekdotu paylaşarak başlayayım. İlk anekdot, geçen kış aylarına ait. Söz konusu binanın önünden, Annem (Meral ÖZEREN YÜCEORAL) ve kendisinin çocukluk arkadaşı Jülide Teyze (EĞİLMEZ EVRENOS) ile geçerken; bana, binanın en alt katının kendi okumuş oldukları Nişantaşı Kız Meslek Enstitüsü’nün yemekhanesi olduğunu söylediklerinde, zihnimde, geçmişten kopmamak ve mutlaka geçmişe sahip çıkabilmek adına, bu binanın bir gün yeniden ve mutlaka Türk Musikisi başlığı altında bir hüviyete kavuşması düşüncesi netleşti.</p>
<p><strong>              Meral ÖZEREN (YÜCEORAL) Jülide EĞİLMEZ (EVRENOS)</strong></p>
<p><strong>İki sınıf arkadaşı; Nişantaşı Kız Meslek Enstitüsü binasının bugünkü hali önünde</strong></p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4093 alignleft" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1-300x96.jpg" alt="modaaa" width="300" height="96" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1-300x96.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1-1024x328.jpg 1024w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1-768x246.jpg 768w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1-10x3.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/modaaa1.jpg 1486w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Daha sonra; ilerleyen zamanlarda, İTÜ-TMDK’nin en değerli ve önemli mezunlarından keman üstadı Sayın Şeref GÜLSÜN’ün facebook’ta, bu bina ile ilgili bir yazısının altına bu düşüncemi yorum olarak yazdım ve okulumuzun kurucusu, sürdürücüsü konumundaki birbirinden güçlü, değerli kişilerin bu binayı sahiplenme konusunda ellerinden gelen tüm gayreti göstermelerinin önemini vurgulamaya çalıştım. O yorumumun; Türk Musikisi’nin saygınlığı ve yaygınlığı anlamında uzun yıllardır olağanüstü gayretler sarfetmekte olan saygıdeğer eğitim, bilim, kültür, sanat insanı Osman SİMAV Ağabeyim ve Şeref GÜLSÜN Hocam tarafından da beğenilmiş olması, düşüncemi çok daha güçlendirdi. Bu noktada; ilk konservatuarın, o ilk binasının, camiamızda sembolleşmiş, yalnızca resimde yer alanlar ve onların yakınları için değil, akıl ve gönül gözüyle bakabilen, görebilen herkes için çok özel değeri olan, bir güzel resmini de yazı vesilesiyle paylaşmak isterim.</p>
<p>Bu binadan hareket ile; biraz keyifli daha çok da hüzünlü bir başka anekdotu paylaşmak isterim. Lise eğitimimi, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nde tamamladım. Lisede; iki kardeş müzisyen olan Adan ALKAN ve Fatih ALKAN ile ilk ciddi müzik çalışmalarımıza, müzik öğretmenimiz Civan AY (ÖZTÜRK) yönetiminde başlamıştık. Adnan’ın lise son sınıfta, oldu<img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4095 alignleft" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzikk-300x267.jpg" alt="muzikk" width="300" height="267" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzikk-300x267.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzikk-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzikk-10x10.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzikk.jpg 634w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />kça çok sayıda zayıf notu var idi. Bu arada, babası ile bir iddiaya girmişlerdi. Babası; liseyi zamanında bitirip bir üniversiteyi kazandığı takdirde kendisine güzel bir ses tesisatı alacağına söz vermişti. Sevgili dostum Adnan da müzik aşkı ile ve bu iddianın motivasyonu ile liseyi zamanında bitirmekle kalmamış bir de uyanıklık yaparak, puanı hayli düşük bir yeri listesine yazmış, kazanmış ve tesisata kavuşmuştu. 1980 lerin ortalarında, yanılmıyorsam 1985 yılında; her iki kardeş de bu binada sınava girmiş ve bu okulda okumaya hak kazanmışlardı. Bir yıl sonra ise; barınma, ulaşım vb. konularda yaşadıkları maddi sıkıntı nedeniyle okulu bırakmak zorunda kaldıklarını öğrendiğimde hissettiğim üzüntüyü, çaresizliği bugün gibi anımsıyorum. Bu örneği paylaşma nedenim; bugün, bu binaya sahip çıkması gereken  kişi ve kurumlarca gereğince sahip çıkılmamış ve çıkılmamakta olunuş ile bu son derece yetenekli iki kardeşin bu konservatuardaki eğitimlerini sürdürebilmeleri için ilgili ve yetkili birileri tarafından gereğince sahip çıkılmamış olunması arasında güçlü bir bağlantı kurmamdır.</p>
<p>Okulun kurucu kadrosuna ve bugün üzerinde söz sahibi olan kadrosuna; onlarca yılın ardından oluşan mezunlar ordusuna bakıldığında, neredeyse her biri, Türkiye Cumhuriyeti kültür, sanat, hukuk, politika vb. alanlarında etkin ve söz sahibi bireyler olmalarına karşın, bugüne kadar bir araya gelerek bu binanın bir TÜRK MUSİKİSİ MÜZESİ’ne dönüşebilmesini gerçekleştirmemiş olmaları hayli düşündürücü ve üzücüdür. Üstelik, bina, uzun yıllardır, belediyecilik konusunda Türkiye’deki en iddialı belediyelerden birinin sınırları içinde iken… Hatta kanımca; yalnızca, 2009 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’nü de almış bulunan Prof. Dr. Nevzad ATLIĞ ve rahmetli Yılmaz ÖZTUNA; 2010 yılında aynı ödülü almış bulunan Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞÇA, prestijlerini bu konuya kanalize etmiş olsalar ve Süleyman DEMİREL vb. kişilerin desteğini de kullanmış olsalardı, bugün o bina yangının ardından (<em>yangının sebeplerine; o yangında boşu boşuna yitip giden dökümanlar vb. konularına şimdilik girmiyorum dahi</em>) yine İTÜ-TMDK de olabilir ya da bir Türk Musikisi Müzesi olabilirdi. Bu binanın, şu anda herhangi bir özel <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4096 alignright" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-marmara-300x300.jpg" alt="muzik-marmara" width="300" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-marmara-300x300.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-marmara-150x150.jpg 150w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-marmara-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-marmara-10x10.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-marmara.jpg 431w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />moda okulunun emrinde olması, kasıt veya bir takım rantlar içermiyorsa yani bir kasıt yoksa dahi kasta varan ihmâller olduğu çok açıktır. Bu konuda; yaklaşık altı yıl süresince İTÜ-TMDK Mezunları Derneği Başkanlığı yapmış bir mezun olarak şahsım da dahil olmak üzere, özellikle de o binadan mezun olmuş olanların bir araya gelerek bu konuyu TMDK lehine sonuçlandırmamış, bu konuyu etkin biçimde gündeme getirmemiş olmamızı büyük bir ihmâl ve öğrenilmiş çaresizlik olarak yorumluyorum. Sonuçta; kendi memleketinde TÜRK MUSİKİSİ DEVLET KONSERVATUARI kurulur iken, bu toprakların vatandaşı olup bu topraklarda ekmek yiyen, bu topraklarda tanınan bazı üst düzey müzikçilerin BU OKULUN KURULUŞU İLE İRTİCA ARASINDA BAĞLANTI KURULUŞU önyargısı dahi bertaraf edilebilmiş iken, binanın, bugün en azından konservatuarın yönetim binası olarak dahi tahsis edilmemesi hayli ilginç bir ihmâldir… Yakın zamanda; Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Balmumcu Kampüsü’nde yer alan Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin, sanat için son derece elverişli ortamından adeta koparılarak Davutpaşa’ya taş yığınları arasına hapsedilişi gibi, yakında İTÜ-TMDK’nin şu anda bulunduğu bu ilk binaya da hayli yakın olan kampüsü de koparılarak, Maslak’ta iş merkezleri ortasına, sanat için hiç de sağlıklı olmayan bir başka taş yığını ortasına gönderilmez umarım. Ne de olsa; konservatuarın şu anda bulunduğu yer, Türkiye Cumhuriyeti’nin en değerli arazilerinden birisi… Daire fiyatlarının bir milyon dolar olduğu falan söyleniyor. Böyle değerli bir arazide ne işi var konservatuarın falan değil mi??? Orada, bir sanat okulu yerine şöyle yüksek yüksek siteler, taş yığınları olsa; doymayan birileri daha da çok paralar kazansa değil mi??? Umarım öyle olmaz… İTÜ-TMDK’deki, lisanstan doktoraya uzanan yaklaşık 17 yıllık öğrenciliğimin öncesinde, Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu’nu (Şimdiki Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi) tamamlamıştım. Okulumuz, Dolapdere’de garajdan bozma, berbat ötesi bir binada idi. Ama; insan sıcağı vardı, ruh vardı orada. 12 Eylül etkilerinin henüz sürdüğü günlerde, o binada yetişen öğrencilerin çoğu bugün, Türkiye Cumhuriyeti Medyası’na yön veren kişiler. Medya ve iletişim dışında da çok önemli yapılanmalara kaynak olmuştu o bina. En belirgin örnek olarak; Grup Yorum’un o binanın kantininde kuruluşu verilebilir. Bugün o bina da kaderine terk edilmiş, unutulmaya yüz tutmuş, kentsel dönüşüm denen şeyden nasibini alacağı günü bekler durumda… O bina da, Türk Basın Tarihi için, tarihi bir önem taşımakta aslında. Gazeteciler Cemiyeti vb. kuruluşlar da o binayı sahiplenmeliydiler bugüne kadar, bence…</p>
<p><strong><u>Marmara Basın-Yayın Yüks<img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4097 alignleft" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/marmara-294x300.jpg" alt="marmara" width="294" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/marmara-294x300.jpg 294w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/marmara-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/marmara-10x10.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/marmara.jpg 354w" sizes="auto, (max-width: 294px) 100vw, 294px" />ekokulu binası &#8211; 2012</u></strong></p>
<p>İTÜ-TMDK’nin ilk binasına dönecek olursak; yazımın başlarında belirttiğim gibi; şu anda orada faaliyet gösteren saygıdeğer moda akademisinin orada olmasının büyük bir manevi anlamı bulunmamaktadır; yani başka bir binada da faaliyet gösterebilir. Öte yandan İTÜ-TMDK, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Sanat Tarihi için çok büyük bir anlam, önem ve değer taşımaktadır. İlçenin şu anki Belediye Başkanı Mustafa SARIGÜL de gereğince ağırlığını koymuş olsa, o binanın yeniden İTÜ-TMDK yönetimine tahsis edilebileceğine ya da bir Türk Musikisi Müzesi’ne dönüşebileceğine eminim; yeter ki istensin, niyet edilsin… Elbette, bu tip öneriler ticareti, aşırı para kazanma hırsını her şeyden üstün tutanların hoşuna gitmeyecektir. O noktada; ben de, yıllardır her fırsatta dile getirdiğim kişisel sloganımı, bir kez daha paylaşmak isterim: ÖNCE EĞİTİM, SONRA TİCARET… Sözlerim; elbette, ticaret yaparken etik değerleri ve sosyâl sorumluluk olgusunu dışlamayan kişi ve kurumlara değildir…</p>
<p>Sürç-ü lisan etti isem affola… Saygı, sevgi, hoşgörü ve çağcıl eğitimin; vefanın, sosyâl sorumluluğun, etik değerlerin, aşırı para kazanma hırsı başta olmak üzere her türlü açgözlülükten, saygısızlıktan, sevgisizlikten, vefasızlıktan üstün olacağı günlere sağlık ve huzur ile erişebilmek dileği ve umuduyla; notalar dolusu saygı, sevgi ve selâmlar.</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/ilk-binaya-sahip-cikabilmek/">İlk Bina’ya Sahip Çıkabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karma Karışık</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/karma-karisik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2015 19:16:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4086</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik /Temmuz 2011 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI   Müzik İçeri; Gürültü Dışarı….. …KARMAKARIŞIK… … Kadıköy’den Üsküdar’a giden sarı dolmuştayım ve orta sırada oturuyorum. Arka...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/karma-karisik/">Karma Karışık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik /</strong><strong>Temmuz 2011<br />
</strong><u>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI</u><br />
<strong><em>  Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…..</em></strong></p>
<p>…<strong>KARMAKARIŞIK</strong>…<a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4003 alignright" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-201x300.jpg" alt="alpozeren" width="201" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-201x300.jpg 201w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-687x1024.jpg 687w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren.jpg 735w" sizes="auto, (max-width: 201px) 100vw, 201px" /></a></p>
<p>… Kadıköy’den Üsküdar’a giden sarı dolmuştayım ve orta sırada oturuyorum. Arka koltukta, sol köşede de bir bey; araçtaki herkesin duyabileceği bir ses tonu ile bir telefon görüşmesi yapmakta ve Üsküdar’a neden gittiğini anlatmakta. Kendisinin; araçtakileri rahatsız edip etmediğini düşünmeden yaptığı görüşmenin içeriği de, yaklaşık olarak şöyle: “ <em>…Kızcağız, yaşlı adamı düştüğü yerden kaldırıp ilk müdaheleyi ve bakımını yapmış. Yaşlı adam da, ertesi gün, ayağa kalkar kalkmaz; ilk iş olarak, kızı yüklü miktarda parasını çalmakla suçlayarak savcılığa müracaat etmiş… Kızı, şikâyet üzerine gözaltına almışlar…</em><em>” </em>Adamın buraya kadar dile getirdikleri, sıkça rastlanabilecek, “münferit” olarak nitenebilecek şeyler olmakla birlikte; konuşmasının devamında, Üsküdar’a gidiş nedenini açıklayışı ise, bana göre, “TOPLUM OLARAK GELDİĞİMİZ VAHİM NOKTA”yı, deyim yerindeyse “<u>ZURNANIN ZART DEDİĞİ YER</u>”i örnekler içerikte:<em> “…K</em><em>arakolu, hakimi, savcıyı bağlayarak kızcağızı kurtardığım için; kızcağız bana teşekkür edecek. Şimdi, onun için Üsküdar’a gidiyorum…” </em>Bu son bölüm; neresinden tutsak elimizde kalacak derecede “vahim” bir bölüm. Herşeyden önce, bu şahsın, her kim olursa olsun; bir toplu taşıma aracında, herkesin duyabileceği rahatlıkta ( <em>hatta duymak istemeyenlerin dahi istemese de kulak misafiri olacağı bir gürlükte</em> ) böyle bir konuşma yapmaya cüret edebilmesi / patavatsızlaşması; konuşmasının aslında çok ağır suç teşkil ediyor olmasına aldırmaması, toplum olarak geldiğimiz “<u>ORMANLAŞMA</u>” düzeyi hakkında acı ve ürkütücü bir ipucu sunmaktadır ne yazık ki!.. Bu düşündürücü anektodun müzik ile ilgisi nedir denecek olursa; ona da, biraz esprili şekilde, İsmet İNÖNÜ’ye atfedilen bir anektod ile yanıt verebilirim. Zamanında; kendisine, “<em>Efendim; konuşmalarınızda biraz da “Allah”tan söz etseniz de oy oranımız artsa</em>” dendiğinde, “…<em>Konuşmamın bitiminde; Allahaısmarladık dedim ya…</em>” şeklindeki hazırcevaplığı çoğumuzun bilgisi dahilindedir sanırım. Bu esprili anektoddan hareket ile; kendi paylaştığım anektodun müzik ile ilgisini de “ZURNANIN ZART DEDİĞİ YER” ifadesi ile örtüştürebilirim sanırım… Aslında; üzülerek kulak misafiri olduğum bu patavatsız konuşma ( <em>en az bu konuşma kadar; araçta bulunan diğer “aklıbaşında” gibi görünen şahısların umursamazlığı, “aman bulaşmayayım” hali tavrı da, “öğrenilmiş çaresizlik” bağlamında, ciddi bir inceleme konusu olmalıdır elbette…</em> ), bana ilk anda, rahmetli Barış MANÇO’nun, şarkılarındaki “halka yakın”, “günlük konuşma dilinden” alınmış sözlerinin kaynağı olarak, gün boyunca cebinde küçük bir kayıt cihazı ile dolaşması ve bu konuşmaları deşifre ederken o kayıtlarda yer alan belirgin sözleri değerlendirişini göstermesini çağrıştırdı ilk anda. Belki de; hepimiz, gün içinde etrafımızda konuşulanlara daha fazla dikkat vermeli / kulak kabartmalıyız objektif biçimde. O zaman; birbirimizi daha fazla anlayabilir ve daha yüksek bir empati seviyesine de erişebiliriz belki kimbilir?..</p>
<p>Bir başka ( <em>ve de müzik ile daha yakından ilgili…</em> ) konuya daha değinmek istiyorum izninizle. Sürekli okuyanlarımız anımsayacaklardır; 39. Sayımızda, “ UMUT KİM (LER) İN UMURUNDA? “ başlıklı bir yazım yer almıştı. O yazımda; Umut isimli bir “Roman” çocuğun, Kadıköy Bahariye Caddesi’nde yıllardır, “darbuka-mızıka” çalarak süregelen ekmek kazanma mücadelesi odaklı hususlara değinmiştim detaylarıyla. Şimdi; öncelikle, Ağustos 2011’de İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın, İstanbul ile buluşturacağı Simon Bolivar Orkestrası ile ilgili açıklamaya bir göz atalım ( kaynak: www.iksv.org ):</p>
<p><strong>Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası ilk kez İstanbul’da!</strong></p>
<p>İKSV, tüm dünya için ilham verici bir örnek oluşturan <strong>El</strong> <strong>Sistema</strong>’nın kurucusu José Antonio Abreu ile dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Venezüella Simón Bolívar Senfoni Orkestrası’nı Ağustos ayında üç günlük etkinlikler serisiyle <strong>İstanbul</strong>’da ağırlamaya hazırlanıyor.</p>
<p><strong>El</strong> <strong>Sistema</strong>’da yetişmiş, şimdiden efsaneye dönüşen genç ve yetenekli şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Venezüella Simón Bolívar Senfoni Orkestrası iki özel konser için ilk defa <strong>İstanbul</strong>’a gelecek. Şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Venezüella Simón Bolívar Senfoni Orkestrası, <strong>İstanbul</strong> Kültür Sanat Vakfı tarafından 8 Ağustos Pazartesi ve 9 Ağustos Salı akşamları Haliç Kongre Merkezi’nde iki özel konser verecek.</p>
<p><strong>İstanbul</strong> Kültür Sanat Vakfı, iki konserin yan sıra orkestra üyeleriyle Türkiye’den öğrencileri bir araya getirecek provalar ile sistemin kurucusu José Antonio Abreu’nun katılımıyla bu modelin Türkiye’de nasıl uygulanabileceği üzerine paneller düzenlemeyi de planlıyor.</p>
<p>1975’ten bu yana, farklı politik görüşlerden 10 farklı yönetimin desteğini alarak bugünkü hayranlık uyandıran konumuna gelen <strong>El</strong> <strong>Sistema</strong>, devlet ve bağışçıların destekleriyle yaşatılıyor. Gençleri müzikle kucaklayan, yoksulluğun ve suçun dünyasından uzaklaştırarak onları üreten bireyler haline getiren <strong>El</strong> <strong>Sistema</strong>, bugün 280 müzik merkezinde 350.000 gence ulaşan, bünyesinde 150’yi aşkın gençlik, 70 çocuk ve 30 senfoni orkestrası barındıran geniş çaplı bir sosyal sistem. Önümüzdeki beş yıl içinde Venezüella’da bir milyon çocuğa ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>El</strong> <strong>Sistema</strong>’dan yetişen en yetkin müzisyenlerin bir araya geldiği Venezüella Simón Bolívar Senfoni Orkestrası, çalışmalarını günümüzün en parlak şeflerinden Gustavo Dudamel yönetiminde yürütüyor. Dünyanın en iyi ilk beş gençlik orkestraları arasında gösterilen ve en seçkin festivallerde ve salonlarda konserler veren bu orkestra, bu yaz Salzburg Festivali ve Londra BBC Proms’dan sonra İKSV’nin ev sahipliğinde iki özel konser için <strong>İstanbul</strong>’a gelecek.<a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4087 alignleft" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-300x160.jpg" alt="muzik" width="300" height="160" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-300x160.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik-10x5.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/muzik.jpg 525w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Henüz 23 yaşındayken Gustav Mahler Uluslararası Orkestra Şefliği Yarışması’nı kazanıp tüm dikkatleri üzerine toplayan Gustavo Dudamel müzik yaşamına <strong>El</strong> <strong>Sistema</strong>’da keman öğrenerek başladı. Hem orkestrasına hem de dinleyicilere verdiği müthiş enerjisiyle Dudamel, günümüzün en başarılı şeflerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Böyle bir proje Türkiye’ye uyarlanmak istense ve “samimi” çaba harcansa; ilk değerlendirilmesi gerekenler, sürekli itilip kakılan, tartaklanan, hor görülen ve her biri doğuştan potansiyel suçluymuşcasına neredeyse herkes tarafından dışlanan ROMAN ÇOCUKLARI olmalıdır kuşkusuz. Çünkü; “suç”a da, “olağanüstü güzellikte ve yetkinlikte müzik yapmaya” da en yakın konumda onlar bulunmaktadır. “Aklıbaşında” tüm kişi ve kurumlar, öncelikle “roman çocukları”nı “müzik ve müzik eğitimi” aracılığıyla sosyalleştirmeyi akıl edebilir kuşkusuz. Hattâ; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir TOPBAŞ’ın, henüz Beyoğlu Belediye Başkanı iken; ağırlıklı olarak “roman”ların yaşadığı Ömer Hayyam ve Hacı Hüsrev semtlerine, İstanbul Belediye Başkanı olunca, “roman”lara özel bir konservatuar kurma  ( <em>henüz tutmamış olduğu…</em> ) sözü dahi bulunmaktadır…</p>
<p>Zaman zaman; TBMM’deki tartışmalarda dahi “çingene” olgusunun, bir hakaret / aşağılama unsuru olarak ortaya  konuşunun, her şeyden önce İNSAN HAKLARINA AYKIRILIĞI apaçık ortada iken ve ülkemizdeki “Çingeneler” müziğe yönlendirilip suçtan uzaklaştırıldıkları takdirde; “toplumsal yaşam kalitesi”nin artışına dahi önemli katkı sağlanabilecekken, bunun henüz gerçekçi ve işlevsel düzeyde hayata geçirilmemiş olması       ( …<em>hayata geçirilmek bir yana; çok yakın geçmişte, doğuştan / genetik olarak müziğe üstün yetenekli romanların bir kısmının bazı giriş yetenek sınavlarında “sırf roman oldukları için” elenmeleri dahi; bunu yapanlar ve göz yumanlar için… </em>) “<strong><u>tarihsel ve insani bir ayıp ve utançtır</u></strong>”… Genel anlamda; Türkiye’de, günlük konuşmalarda dahi, neredeyse her fırsatta, “Çingenelik”in ayıp ve utanılacak bir şeymiş gibi sunulması ( <em>bu konuda pek çok aklıbaşında?!? gibi görünen kişi ve kurumun dahi gereken özeni duyarlılığı göstermemeleri…</em> ), “ÇİNGENE ÇALAR, KÜRT OYNAR” gibi seviyesizce / edepsizce hatta AHLÂKSIZCA deyimler, “toplumsal huzur ve barış” açısından da ciddi bir tehdit oluşturmakta değil midir sizce de?!?<a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4088 alignleft" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene-207x300.jpg" alt="cingene" width="207" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene-207x300.jpg 207w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene-706x1024.jpg 706w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene-768x1113.jpg 768w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cingene.jpg 794w" sizes="auto, (max-width: 207px) 100vw, 207px" /></a></p>
<p>Geçenlerde bir gece ( <em>2 Temmuz 2011</em> ),  bisikletle Kadıköy Bağdat Caddesi’nde gezinirken, kulağıma bir darbuka sesi geldi. O kadar güzel ve “sağlam” idi ki; sesin geldiği yöne ilerledim. Bir kalabalık toplanmış ve ilköğretim sekizinci sınıfa gitmekte olan roman çocuğu İsmail’in ritm performansını adeta “soluklarını tutmuş” bir şekilde, büyük bir beğeni ile izliyorlardı. Tam o sırada ( <em>yaklaşık olarak 23.15…</em> ) resmi üniformalı bir polis memuru, İsmail’i darbukası ve toplamış olduğu yaklaşık 20-30 lirası ile birlikte alarak ( …<em>İnsanların, hiçbir yakınmaları olmamasına ve “<strong><u>büyük suç</u></strong>”u darbuka çalmak olan bir çocuğun bu şekilde “vatan kurtarır tavırlarla” götürülmesine yönelik tepkilere de “Bİ GİDİN İŞİNİZE YAA” gibi yanıtlar vererek…</em> ) 92177 numaralı Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Aracı’na bindirdi. Ben de üzülerek; Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yakın olan evime doğru bisiklet ile yola çıktım. Emniyet Müdürlüğü’ne yakın bir noktada, tesadüfen, İsmail’i, bu kez elinde darbukası olmadan ve ağlamaklı bir şekilde beklerken gördüm. Yanına yaklaşıp durumu sorduğumda, darbukası ve parası alıkonularak; birkaç da tokat atılarak serbest bırakıldığını söyledi ( <em>para ve tokat kısmını bilemem ancak, darbukasının yanında olmadığını bizzat gördüm… </em>). Daha önce; Umut’un darbukasını, Kadıköy Belediyesi zabıta görevlilerinden rica minnet?!? ( …<em>onların bazılarının tavırları karşısında da ağır bir suçlu gibi hissederek!..</em> ) ile birkaç kez geri istemiş bir müzik öğretmeni olarak, YORUMU SİZE BIRAKIYORUM… Şimdi ben ne mi yapacağım??? Öncelikle; İsmail ve onun ilköğretim okulundaki müzik öğretmeni ile görüşeceğim. Çünkü; hayatımda dinlediğim en mükemmel darbuka sololarından birini icra etti bu çocuk. İş işten geçmeden; devlet destekli bir müzik eğitimi alması gereken bir çocuk olduğuna inanıyorum… Sonra; en kısa sürede, Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü’nü bir “müzik öğretmeni” olarak ziyaret edip, genç ve aşırı heyecanlı bazı memur arkadaşların, “<strong>toplum psikolojisini hiçe sayan</strong>” tutumları ile, kurum adına kamuoyunda yaratmış oldukları olumsuz “<strong>imaj</strong>”ın ne denli tehlikeli ve gereksiz olduğunu “aklım erdiğince / dilim döndüğünce”, bir halkla ilişkiler uzmanı olarak paylaşacağım. Ve hatta; Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün, o memur arkadaşları “SİMON BOLİVAR ORKESTRASI” konserine göndermeleri ve o arkadaşların, “suça eğilimli gençlerin, çocukların” müzik aracılığıyla topluma kazandırıldığında ortaya çıkan neticeleri bizzat görüp duymaları için ısrar edeceğim… Özellikle ülkemizdeki roman çocukları; <strong>müziksel anlamda</strong>, topluma hazır sunulan birer “ORKİDE” gibidirler. Temel ihtiyaç ise;  bu değerli çiçeğin bakımının GEREĞİNCE VE ZAMANINDA yapılmasıdır… Bu yapılmazsa; neler kaybettiğimizi fark etmeyiz dahi ( <em>bugüne kadar olduğu gibi…</em> ). Ama yapılırsa; karşılaşacağımız “olumlu değişimler” olağanüstü güzellikler sunabilecektir toplumsal yaşantımıza…</p>
<p>Karmakarışık gibi görünse de; akıl ve duygu işbirliğinde değerlendirildiği zaman, kalıcı çözümler üretilebileceği anlaşılan nice konular var karşımızda…</p>
<p>Genel anlamda sanat ve özel anlamda müzik; “TOPLUMSAL YAŞAM KALİTESİ”nin sürdürülebilir biçimde arttırılması için işlevsel olarak kullanılabilir ve gerek TÜRKLERDE gerekse DÜNYA’da bu yöndeki kullanımın sayısız örnekleri    ( <em>müzik ile tedavi başta olmak üzere… </em>) mevcuttur…</p>
<p>HEP BİRLİKTE, SAĞLIKLI / HUZURLU;  “<u>TOPLUMSAL YAŞAM KALİTESİ</u>”NİN ÇOK YÜKSEK OLDUĞU; “<u>ÖNCE EĞİTİM SONRA TİCARET” / “ÖNCE SANAT SONRA TİCARET”</u> YAKLAŞIMLARININ GEREĞİNCE HAYAT BULABİLDİĞİ; SAYGI, SEVGİ HOŞGÖRÜ VE ÇAĞCIL EĞİTİMİN NİTELİKLİ SANAT İLE “<u>gerçekten</u>” BULUŞACAĞI GÜNLERE;  <u>AKIL SAĞLIĞIMIZI YİTİRMEDEN</u> ERİŞEBİLMEMİZİ DİLİYORUM. Notalar dolusu saygı, sevgi ve selâmlar…</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/karma-karisik/">Karma Karışık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Türk Cenaze Marşı’ Konusu</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/turk-cenaze-marsi-konusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2015 19:11:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4083</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik / Eylül 2012 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…                         ...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/turk-cenaze-marsi-konusu/">‘Türk Cenaze Marşı’ Konusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik /</strong><strong> Eylül 2012<br />
</strong><strong>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI<br />
</strong><strong><em>Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…</em></strong><em>                           <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-4003 alignright" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-201x300.jpg" alt="alpozeren" width="201" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-201x300.jpg 201w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-687x1024.jpg 687w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/alpozeren.jpg 735w" sizes="auto, (max-width: 201px) 100vw, 201px" /> </em></p>
<p><strong>‘TÜRK CENAZE MARŞI’ Konusu…</strong></p>
<p>…Geçtiğimiz günlerde, Antalya’da, şehit cenazesinde, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul GÜNAY, cenazede resmen görevli bulunan askeri bandoyu emir ile susturmaya kalkınca, kamuoyunda ağırlıklı olarak olumsuz eleştirilere maruz kaldığını izledik. İçeriği ve maksadı bir yana; kendisi gibi kamu görevini yerine getiren müzik insanlarını küçük düşürücü tarzını onaylamak mümkün olmasa da, bu ‘<strong>çıkış</strong>’ın zihinlerde canlandırmasını umduğum çok önemli bir konuya; etkili ve yetkili bazı çevrelerce, her nedense onyıllardır görmezden gelinmeye çalışılan TÜRK CENAZE MARŞI konusuna değinmeye çalışacağım bu yazıda. Ki; kanımca bu konu, MÜZİK ARACILIĞIYLA KÜLTÜR EMPERYALİZMİ başlığı altında da öncelikli konulardan biridir. Böyle zamanlarda ve konularda, herşeyden önce; Konfüçyus’un, “<em>Bir milleti tutsak etmek isterseniz müziğini çürütün</em>” yaklaşımının anımsanması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Anadolu insanının ağıtları ön plandadır. Bu nedenle; ilk bakışta TÜRK CENAZE MARŞI kavramı, bize çok yakın gelmeyebilir. Bu kavramın, ağırlıklı olarak; şehitlerin, devlet büyüklerinin cenazeleri için düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda öğretim görevlisi olduğum zamanlarda, bir öğrencim, Sakarya’nın bir köyündeki bir şehit cenazesinde, bir köylünün bando komutanına, Chopin’in cenaze ezgisini kastederek, “<em>Makarios da bu müzikle gömülmüştü. Benim çocuğumun cenazesinde neden bu müziği çalıyorsunuz</em>?” şeklindeki yakınışına, bizzat şahit olduğunu anlatmıştı… Bu samimi anekdot, aslında pek çok şeyi özetlemektedir. Özellikle de TÜRK MÜZİK KÜLTÜRÜ’nün binlerce yıllık asil geçmişi göz önüne alındığında; Chopin’in ezgisinin, bizim duygularımıza tercüman olmaya yetmeyeceğini, ANADOLU İNSANI nın şehitlerini defnederken Chopin’in ezgisine ihtiyacı olmadığını iddia etmek, körükörüne ve abartılı bir milliyetçilik olmasa gerektir. Rahmetli Selâhattin İÇLİ Hocamız, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda, Sanatta Yeterlik eğitimi kapsamındaki PROZODİ dersinde, enstrümantal ezgilerin melodilerinin de, bestelendiği coğrafyanın lisânında olduğunu belirtmişti. HER YİĞİDİN YOĞURT YİYİŞİ yaklaşımından hareket ile, ANADOLU İNSANI’nın, TÜRK MİLLETİ’nin özüne dayalı bir cenaze marşı olması düşüncesi, olsa olsa KÜLTÜR EMPERYALİZMİ ne bir karşı duruş, boyun eğmeyiş olarak değerlendirilebilir. TÜRK MÜZİĞİ’nin melodik zenginliği ve gücünü, müzik bilmeyenlere dahi net biçimde hissettirebilecek olan; rahmetli Cinuçen TANRIKORUR’un ‘<strong>Kanaat ve Ölüm</strong>’ başlıklı makalesi(<strong>1</strong>)nden şöyle bir anekdot da paylaşılabilir: <em>…Bunlardan biri de 1932 de, Türk Musikisi konusunda tavsiyeleri alınmak üzere davet edilen , Viyana Müzik Akdemisi Müdürü Joseph Marx’tı. İstanbul Belediye Encümeni’ne verdiği raporda Prof. Marx, şöyle diyordu: “</em><em>Sadece çıplak melodi açısından kıyaslandığında, ITRÎ’nin bulduğu müzik cümleleri, çağdaşı BACH’ın bulduğu müzik cümlelerinden çok daha üstündür. Sırf bize benzemek için Türk Musikisi’ni çokseslendirmeye çalışmak, musikinize yapacağınız en büyük kötülük olur</em><em>…”</em>  Böyle anlamlı, önemli ve değerli bir anekdotu; UNESCO tarafından ITRÎ YILI ilân edilmiş olan 2012’de paylaşıyor olmak da gerçekten hayli ironik ve heyecan verici… Yahya Kemâl BEYATLI da, “<em>Çok insan anlayamaz eski musikimizden</em>…” derken, Prof. Marx’ın anlatmaya çalıştığı şeyleri derinden, yürekten hissetmiş olsa gerek… Okul zillerinin, doğum günü ezgisinin, metrobüs kalkış sinyalinin, orjinali erotik içerikli sözleri bulunan bir İsveç Halk Şarkısı’na ait Gençlik Marşı(<strong>Dağ başını duman almış</strong>…)’nın yabancı ezgiler üzerine söz yazılarak oluşturulduğu ve yaygınlaştığı, onyıllardır İstiklâl Marşı öncesinde, saygı duruşu esnasında dinletilen ezginin(<strong>ti borusu</strong>) Amerikan iç savaşına ait bir ezgi olduğu (<em>Ağustos 2011 tarihli Bosphorus Sanat Gazetesi’nde, 51. Sayımızda, bu örneği ‘</em><strong>Tİ’ye mi ALINDIK</strong><em>’ başlığı ile yazmıştım</em>…), yerel alternatiflerin sunulmadığı; hâtta, İstiklâl Marşı’nın Zeki ÜNGÖRe ait ezgisinin dahi Carmen Silva operetinden ya da Beethoven’in 5. Senfonisinden alınmış olduğu çok ciddi kaynaklarca iddia edilen bir ortamda, cenaze marşı olarak Chopin’in ezgisinin çalınmasını doğal karşılamak ‘ataleti’nden, BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDER ÇARPIK ZİHNİYETİ nden sıyrılabilmenin tek yolu ise her alandaki özdeğerlerimizin farkına varmak için, gereğince çaba harcamaktır.</p>
<p>Yakın zamanda yitirdiğimiz değerli müzikolog ve Dünya’nın en önemli çalgı koleksiyonlarından birini oluşturmuş olan Etem ÜNGÖR tarafından 1966 yılında yayınlanan <strong>TÜRK MARŞLARI</strong> (<strong>2</strong>) isimli kitapta ( <em>ki;</em> <em>Zeki ÜNGÖR’e ait ‘İstiklâl Marşı ezgisi’nin, Carmen Silva Opereti’nden alınmış olma ihtimalinden de bu kaynakta söz edilmektedir</em>…) Nedim OTYAM tarafından bestelenmiş olan bir TÜRK CENAZE MARŞI notası yer almaktadır.</p>
<p>Bu eserde; ITRÎ’nin ‘tekbir’inin ‘tem’ olarak kullanılmış olduğu, eserin notasının dördüncü sayfasında(s.226), şu cümle ile belirtilmektedir: “<strong><em><u>Görüldüğü gibi, Itrî’nin tekbirini tem olarak kullanan bu marş, cenazesinde Chopin’in marşı çalınan büyük ATA’ya ithaf edilmiş olup ilk defa yayınlanmaktadır.</u></em></strong>”</p>
<p>Daha yakın zamanlara gelindiğinde; İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. F. Cengiz ÜNAL’ın Segâh Cenaze Marşı ile karşılaşılmakta. Kendisi; TRT-2 televizyon kanalında, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları dile getirmektedir:        “ <em>Türk Musikisi’nde; sözlü musiki ön plana çıktığından, bu tür konuların ihmâl edildiği görülmektedir. Türk  Musikisi’nin makamları incelendiğinde; her türlü duygu ve düşünceyi ifade etmenin mümkün olduğu görülür. Bilindiği gibi; Dünya’da ve Ülkemizde, cenaze merasimlerinde Chopin’in cenaze marşı çalınmaktadır.Hüznü çok iyi ifade eden bu eser; milletlerin kendi kültürel ve dini değerlerini ifade bakımından, bizce eksiktir.Bu düşünceden yola çıkarak; ben de Türk Musikisi ile bir cenaze marşı besteledim. Özellikle merhum Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL’ın cenazesi sırasında gelişen tartışmalar, bu çalışmalarımı hızlandırdı. Musikimizde Segâh makamı, dini ve tasavvufi duyguları, çok iyi ifade etmektedir. Özellikle bu makamı seçtim ve dini musikinin ‘Segâh Tekbir’ ve ‘Salât-ı Ümmiye’ motiflerinden faydalanarak bu eseri tamamladım. Çalışmalarımda, öğretim görevlisi arkadaşım Ali ERAL’ın katkıları oldu. Umarım başarılı olmuşuzdur ve bu eksiklik giderilmiştir.</em>”</p>
<p>Cengiz ÜNAL’ın; eserin bando tarafından seslendirilişi esnasında, ensrümanların Türk Musikisi enstrümanı olmayışı nedeniyle duygu, ifade vb. eksikliği oluşma ihtimali konusundaki kaygısının da, daha sonra azaldığını bizzat anımsıyorum. Eylül ya da Ekim 2012’de kendisi ile; AKADEMİK MÜZİK SÖYLEŞİLERİ kapsamında, gazetemizin de katkılarıyla, bir ‘TÜRK CENAZE MARŞI KONFERANSI’ sunmayı da kararlaştırdık. Bu konferans öncesinde; bando ile de yeni bir kamera kaydı yapmayı kararlaştırmış bulunmaktayız.</p>
<p>Daha önce; 2008 yılında tamamlamış olduğum ‘MÜZİK OKULLARINDA OKUYAN ÖĞRENCİLERE VERİLECEK ÖZEL HALKLA İLİŞKİLER EĞİTİMİNİN İÇERİĞİNİN OLUŞTURULMASI AMAÇLI SAHA ÇALIŞMASI’ başlıklı sanatta yeterlik tezim ve tez ile bağlantılı etkinlikler kapsamında ve 12 Mart 2008 tarihinde, Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi’nde gerçekleşen ‘HALKA AÇIK SANATTA YETERLİK TEZ SAVUNMA SINAVI’m kapsamında da özellikle ve özel olarak da ele alınan TÜRK CENAZE MARŞI’nın gerekliliği konusunda, daha fazla zaman yitirilmeden bir netlik sağlanabilmesi, her şeyden önce ‘MÜZİK ARACILIĞIYLA KÜLTÜR EMPERYALİZMİ’ne karşı duruş sergilemek açısından gereklidir. <em>  </em></p>
<ul>
<li>Cinuçen TANRIKORUR, ‘Kanaat ve Ölüm’, <strong>Müzik-Kültür-Dil</strong>, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2009, s. 257</li>
<li>Etem ÜNGÖR, <strong>Türk Marşları</strong>, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1966, s. 223-226</li>
</ul>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/turk-cenaze-marsi-konusu/">‘Türk Cenaze Marşı’ Konusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>O Belde</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/muzikritik/o-belde-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2015 20:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MÜZİKritik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4117</guid>

					<description><![CDATA[<p>MÜZİKritik / Eylül 2014 ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI          Dr. Alp ÖZEREN Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…                               ( alpozeren@gmail.com ) …O BELDE… Denizlerden esen bu ince...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/o-belde-2/">O Belde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÜZİKritik /</strong><strong> Eylül 2014<br />
</strong><u>ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI</u>          <strong>Dr. Alp ÖZEREN</strong><strong><em><br />
Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…</em></strong><em>                               </em>( <a href="mailto:alpozeren@gmail.com">alpozeren@gmail.com</a> )</p>
<p><strong>…O BELDE…</strong></p>
<p><strong><em>Denizlerden esen bu ince heva saçlarınla eğlensin…</em></strong> Abdülkadir GÜNYAZ Hocamızın, gazetemizin Ağustos 2014 (47. Sayı) tarihli yazısının başlığı olan ‘HAL-İ PÜR MELÂL’, bana, Ahmet HAŞİM’in, ‘O BELDE’ şiirini ve o şiirle ilgili çok anlamlı, önemli, değerli bir anekdotu anımsattı. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda; lisans eğitimimiz kapsamındaki MÜZİK EDEBİYATI dersimizin eğitimcisi Türk Edebiyatının Saygıdeğer isimlerinden Sayın Sabahat EMİR idi. Kendisinin ciddiyeti, disiplini ve dersinden geçebilmenin zorluğu konusunda; üst sınıflardaki arkadaşlarımız, gözümüzü hayli korkutmuşlardı. Bu endişeyle başladığımız dersimiz kapsamında, bir gün, Sevgili Sabahat Hocamız, bizlere Ahmet HAŞİM’in şiirini, ezberlemek üzere ödev olarak verdi. Şiiri ezberlemek üzere, sürekli yanımda taşımaya başladım. Kısa süre sonra, bir gün, İETT otobüsünde otururken; şiiri bestelemeye çalışırsam daha kolay ezberleyebileceğim fikri aklıma geldi ve bu düşünce ile, öncelikle şiirin iç ritmini keşfetmeye çalıştım. O yolculuk süresince ritmik yapı ve melodinin bir kısmı zihnimde şekillendi (<em>İnsan, İstanbul’da yaşıyorsa ve beste yapıyorsa; en güzel besteler,  toplu taşıma araçlarında seyir halindeyken oluşuyor bence. En azından benim nacizane dört ciddi bestem; vapurda, deniz motorunda ve şehir hatları vapurunda oluştu…</em>). Eve vardığımda; söz konusu besteye dair yolu yarılamış ve hatta yolun yarısını çoktan geçmiştim bile… Birkaç gün içinde; Nihavend makamındaki şarkı tamamlanmış ve şiir de doğal olarak ezberlenmişti. O noktada; biraz daha büyük düşünmeye niyet ettim ve vakit yitirmeden besteyi sınıfımdaki tüm birbirinden değerli ve şimdi her biri müzik alanında çok ciddi, saygıdeğer çalışmalar yapmakta olan değerli arkadaşlarımla da paylaştım. Sesler ve sazlar olarak; sınıfça bu besteyi çalışıp, hazırlayıp Sabahat Hocamıza sunma fikrimi arkadaşlarıma ilettim. Önerim olumlu karşılandıktan sonra, hemen çalışmaya başladık ve yaklaşık bir hafta içinde, hiçbir çıkar beklentisi içermeyen sürprizimizi Hocamıza sunmak üzere hazırladık. İlk sunumu Hocamıza yaptıktan ve o da en az bizim kadar heyecanlandıktan ve mutlu old<img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-4119 alignleft" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-212x300.jpg" alt="obelde1" width="269" height="381" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-212x300.jpg 212w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-724x1024.jpg 724w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-768x1086.jpg 768w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-1087x1536.jpg 1087w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde1.jpg 1240w" sizes="auto, (max-width: 269px) 100vw, 269px" />uktan sonra, bir sunum da Türk Müziğimizin gelmiş geçmiş en değerli bestekârlarından ve eğitimcilerinden Prof. Dr. Selâhattin İÇLİ Hocamıza yaptık. O gün, bestemi dinleyen Selâhattin İÇLİ Hocamızdan yaşantımın en büyük, en anlamlı, önemli ve değerli iltifatlarından birini aldım. Besteyi dinledikten sonra, bana, “<strong><em>Görünen o ki; senden kurtuluşumuz yok…</em></strong>” dedi. Şiirde en sevdiği yerin MELÂLİ ANLAMAYAN NESLE AŞİNA DEĞİLİZ bölümü olduğunu ve şarkının bu bölümle bitmesi isteğini dile getirdi. İlk halinde beste, o bölümle bitmiyordu ve Selâhattin Hocamızın isteği ile şarkının finalini o bölümle biter hale dönüştürdüm. ‘DENİZLERDEN ESEN’ kısmında, ESEN kelimesinden sonra, kısa bir duraklama yapmamı da istemişti ancak ne yalan söyleyeyim onu henüz yapamadım. Beste o denli güzel bir sinerji yarattı ki; biz hiçbir beklenti içinde olmamamıza karşın; adeta bir ödül gibi o dersten tüm sınıf olarak güzel notlar ile geçtik. Bu da bizim için karşılık beklemeden yapılan güzel bir çalışmanın, içtenlikli bir emeğin son derece anlamlı ve değerli bir armağanı oldu. Bu vesileyle; isimlerini tek tek dile getirmesem de o çalışmada yer alan, bestemi seslendirerek beni onurlandırmış olan tüm ses ve saz arkadaşlarıma, sınıf arkadaşlarıma, akıl ve yürek dolusu teşekkürlerimi ‘evren’ üzerinden bir kez daha iletmek isterim. İlerleyen günlerde; beste, okuldaki değişik etkinliklerde de seslendirildi. Yazım kapsamında; ilgilileri ve meraklıları için, bu Nihavend eserin notasını da paylaşmak isterim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bestenin okulda sunulduğu etkinliklerin en önemlisi, gazetemiz yazarlarından değerli sanatçı Kardeşim, Can Dost Tolga KILIK’ın da önemli rol üstlenmiş olduğu, genel koordinasyonu Ebru DURMUŞ arkadaşımız tarafından gerçekleştirilmiş olan  ŞİİR YOLCULARI etkinliği idi. Bu sayıdaki yazımı, bu güzel anektoddan da uzaklaşmamak adına burada sonlandırmak ve yazının sonunda da ŞİİR YOLCULARI ekibinin, bestemizin de seslendirildiği, Sabahat EMİR ve Selahattin İÇLİ Hocalarımız ile çekilmiş çok değerli bir fotoğrafını paylaşmak isterim. Bu yazımı; rahmetli Selahattin İÇLİ Hocamızın aziz hatırasına armağan ederken; Sayın Sabahat EMİR Hocamıza da sağlıklı, uzun ömür dilerim. Her ikisine de, yaşantımıza kattıkları güzellikler, değerler için teşekkür ederim. Yeni bir yazıda buluşabilmek dileği ile; akıl ve yürek dolusu, notalar dolusu saygı, sevgi ve selâmlar.</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde12.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-4118" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde12-300x127.jpg" alt="obelde12" width="624" height="264" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde12-300x127.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde12-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde12-10x4.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/obelde12.jpg 708w" sizes="auto, (max-width: 624px) 100vw, 624px" /></a></p>
<p><strong>Şiir Yolcuları Ekibi, Sabahat EMİR ve Prof. Dr. Selâhattin İÇLİ ile…</strong></p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/muzikritik/o-belde-2/">O Belde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
