<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muzikcisem arşivleri - Alp &Ouml;zeren</title>
	<atom:link href="https://www.alpozeren.com/category/muzikcisem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.alpozeren.com/category/muzikcisem/</link>
	<description>Alp &#214;zeren</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2015 19:53:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/cropped-alpozeren-logo-apple-l-32x32.png</url>
	<title>Muzikcisem arşivleri - Alp &Ouml;zeren</title>
	<link>https://www.alpozeren.com/category/muzikcisem/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk İlköğretim Okullarında Ziller Kimin İçin Çalıyor?!</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/turk-ilkogretim-okullarinda-ziller-kimin-icin-caliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2015 19:53:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Alp ÖZEREN]]></category>
		<category><![CDATA[Ezber Bozumu]]></category>
		<category><![CDATA[Muzikcisem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4036</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜRK İLKÖĞRETİM OKULLARINDA ZİLLER KİMİN İÇİN ÇALIYOR?!* Alp Özeren Müzik Eğitimcisi-İstanbul * Cumhuriyetimizin 80. Yılında Müzik Sempozyumu, 30-31 Ekim 2003, İnönü Üniversitesi, Malatya Bildiriler,s.258-263.  Sizlere,...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/turk-ilkogretim-okullarinda-ziller-kimin-icin-caliyor/">Türk İlköğretim Okullarında Ziller Kimin İçin Çalıyor?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜRK İLKÖĞRETİM OKULLARINDA <em>ZİLLER KİMİN İÇİN ÇALIYOR</em>?!*</strong></p>
<p><strong>Alp Özeren</strong></p>
<p>Müzik Eğitimcisi-İstanbul</p>
<p>* Cumhuriyetimizin 80. Yılında Müzik</p>
<p>Sempozyumu, 30-31 Ekim 2003,</p>
<p>İnönü Üniversitesi, Malatya</p>
<p>Bildiriler,s.258-263.</p>
<p><strong> </strong>Sizlere, çoğumuzun okullarda derse giriş-çıkış zili olarak aşina olduğu, &#8220;Fur Elise&#8221; ve &#8220;9. Senfoni&#8221; melodilerini dinleterek söze başlamak istiyorum ( 1 ). Her iki melodi de tartışılamayacak kadar kaliteli ve üstün bir müzikaliteye sahiptir düşüncesinde buluştuğumuzu sanıyorum. Şimdi bir an için; bir insanın sabah kahvaltısında, öğle yemeğinde, akşam yemeğinde yıllar boyunca sürekli olarak tek bir gıda ile beslendiğini; örneğin sürekli olarak çok kaliteli bir peynir yediğini düşünelim. Bütün öğünlerde ( ne kadar kaliteli olursa olsun!.. ) sürekli ve sadece peynir yemeye hangimiz ne kadar dayanabiliriz acaba?!.Oysa çevremize şöyle bir kulak kabartacak olursak; çoğu okulda 8 yıl boyunca sürekli olarak tek bir melodinin çocuklara, öğretmenlere ve çevreye bilerek ya da çoğu zaman farkında bile olmadan dinletildiğini duyabiliriz ( 2 ).Örneğin günde 6 saat ders gören ( etüdleri de saymıyoruz&#8230; )bir ilköğretim öğrencisi; 8 yıl boyunca, tatil v.b. günler düşüldüğünde, yaklaşık olarak 16 bin kez aynı melodiyi (HER SEFERİNDE YAKLAŞIK 10 SANİYE&#8230; ) dinlemek zorunda kalmaktadır.Eğer gerçekten, &#8220;Müzik ruhun gıdası&#8221; ise, bu durumda, ülkenin geleceğinin teminatı olan küçüklerimiz için bir tür RUHSAL GIDA ZEHİRLENMESİ kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p><strong><em><u> </u></em></strong></p>
<p><strong><em><u>Bir Kasıt Söz Konusu Olabilir mi?</u></em></strong></p>
<p>Unutmamalıyız ki; Atatürk, her vesileyle &#8220;dahili bedhahlar&#8221; yani ülkeyi içerden çökertmek isteyecek ve buna alet olacak olanlardan söz etmiş ve bu gibilere karşı, gelecek nesilleri adeta altını çizerek uyarmıştır. Bu noktada; insanlarımızın çeşitli nedenlerle, düzenli olarak gazete dahi okumadıkları ( 3 ) bir toplumda; biri konservatuar diğeri iletişim fakültesi olmak üzere iki lisans, bir yüksek lisans tamamlamış ve Türk Müziği alanında Sanatta Yeterlik tamamlamak üzere olan bir müzik öğretmeni iken; müzik ile uğraşmak, yazmak v.b. için 24 saat yetmezken bir başka deyişle yaklaşık 20 yıldır müzikle yatıp müzikle kalkarken  ve son derece kültürlü bir ortamda yaşar iken, okullarda tek tip melodiye mahkum oluşumuzu, ancak 37 yaşımda farkedebilmemin tüm sorumluluğunu kendimde aramamam gerektiğini düşünüyorum.  &#8220;Kasıt var mı?&#8221; sorusuna gelince; kasıt olmasa bile; öyle ihmaller vardır ki; ihmal olduğunu bilirsiniz ancak kasıtlıymışcasına öfkelenmekten kendinizi alamazsınız. Örneğin; çocuğunun ehliyeti dahi yokken araba verip onu gezmeye gönderen bir anne-baba, o çocuk suçsuz birilerini ezdiğinde yalnızca ihmalle mi suçlanabilir sizce?!. İçimden &#8220;okul zilleri&#8221; konusunda inşallah kasıt yoktur demek geliyor. Ancak yine de kasta varan bir ihmal söz konusudur diyorum. Buna en önemli dayanak ise; tek melodi çalınacaksa dahi bunun bir türkü ya da bize ait herhangi bir müzik eseri olmayışıdır.</p>
<p><em><u> </u></em></p>
<p><em><u>Herkesin İlgisini Çeken Bir Fikir </u></em></p>
<p>&#8220;Ziller&#8221; konusundaki fikrime; ilk kez Kasım 2002&#8217;de Gazi Üniversitesi tarafından düzenlenen uluslararası &#8220;Avrupa&#8217;da ve Türk Cumhuriyetleri&#8217;nde Müzik Kültürü ve Eğitimi Kongresi&#8221;nde sunduğum &#8220;Müzik Toplumu Olabilmek&#8221; başlıklı bildirimde yer verdim. Bildirimi sunacağım günün sabahında dahi Ankara Öğretmenevi&#8217;nin yakınında bir okuldan gelen &#8220;Fur Elise&#8221; melodisi kulaklarımızı dolduruyordu. Müzik Öğretmeni olarak görev yaptığım okulun müdür yardımcısına; Malatya için hazırlamakta olduğum bildiri özetini gösterdiğimde, gözleri sevinçle parladı. Bu fikri, bağlı bulunduğu sendika aracılığıyla bakanlığa ileteceğini söyledi ve sanıyorum fikir bu yolla da bakanlığa ulaşmıştır.</p>
<p>Bu yıl Sanatta Yeterlik Eğitimim kapsamında; Sakarya Üniversitesi&#8217;ne bağlı Eğitim Fakültesi&#8217;nde görevli bir öğretim üyemize, ders esnasında bu fikirden söz ettim. Aradan yaklaşık iki ay geçtiğinde hala bu fikri övüyordu&#8230;Son olarak; Haziran 2003&#8217;de yönetim kuruluna ve genel sekreterliğine seçildiğim İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuarı Mezunlar Derneği&#8217;nde, başkanın; daha önce bir vesile ile dinlediği &#8220;ziller&#8221; fikrini, derneğimiz adına bakanlığa sunma önerisi beni hayli gururlandırdı.Kısacası görünen o ki; herkes, nasıl oldu da bunu daha önce düşünemedik duygusuna kapıldı. Ancak ben şimdi diyorum ki; eğer bu &#8220;ziller&#8221; konusu, ülkemiz üzerinde geliştirilen kültür emperyalizminin bir parçası ise;&#8221;düşünemedik&#8221; yerine &#8220;düşündürülmedik!..&#8221; demeli ve konuyu tüm detaylarıyla ele almalıyız. Ör neğin, Sevda Cenap And Vakfı&#8217;nca yayınlanan; Adnan Saygun&#8217;a ait &#8220;Atatürk ve Musıki&#8221; isimli eserin 33. sayfasında; Saygun&#8217;un &#8220;<em>Atatürk, hiç şüphesiz, özellikle</em> <em>İstanbul&#8217;da saltanat çevresinde toplanmış bir {sözümona aydınlar} sürüsünce, sırf Türk olduğu için, yüzyıllar boyu aşağılana, horlana Türk olmanın gerçekten  utanıla cak birşey olduğu kanısını, şehirler ile az çok ilişiği olmuş köylülerde bile uyandırabilmiş bir sakat anlayışı yoketmek ve Türk&#8217;ün kendi kişiliğine olması gereken  güveni ve gururu bilinçli bir surette gönüllere yerleştirme savaşına girmiş bulunuyordu</em>&#8221; şeklindeki görüşü, bana oldukça ilginç gelmektedir.</p>
<p><strong><em><u> </u></em></strong></p>
<p><strong><em><u>Bir Müzik Öğretmeni Olarak Bazı Gözlemlerim  </u></em></strong></p>
<p>Yaklaşık olarak 6 yıldır aktif müzik eğitimciliği yapmaktayım ve bu süre içinde anaokulundan üniversite seviyesine her yaş grubundan yüzlerce öğrencim olmasına karşın; bir kez dahi &#8220;Neden hep aynı zil melodisini dinliyoruz?&#8221; ya da &#8220;Neden kendi şarkı türkülerimiz okul zili olarak çalınmıyor?&#8221; şeklinde bir yakınma ile karşılaştığımı hatırlamıyorum&#8230; Öğrenciler zilleri çok beğendikleri için mi yakınmıyorlar yoksa böyle bir konuda söz haklarının olabileceğini akıllarından    bile geçirmedikleri için mi yakınmıyorlar, bilemiyorum ancak şurası bir gerçek ki; çocuklarımızın büyük bir çoğunluğunun bilinçaltına; Türkülerimiz, okul zili olarak dahi çalınmaya değmeyecek kadar değersiz gibi bir duygu, günden güne kemikleşerek yerleşmekte ve bu da aklımıza, doğal olarak, Konfiçyus&#8217;un &#8220;<em>Halk ezgileri kiminse</em> m<em>emleket onundur</em>.&#8221;( 4 ) ya da&#8221;<em>Bir milleti tutsak etmek isterseniz, müziğini çürütün.</em>&#8220;( 5 ) düşüncelerinin ardında yatan anlamları getirmektedir. Kısacası, çocuklar, 16 bin kez  dinledikleri okul zili melodilerinin bir kısmı dahi kendi halk ezgilerinden oluşmadığı sürece; kendi kültürlerine yabancılaşmaktadırlar. Ülkemiz geleceği açısından en çok güvendiğimiz unsur olan genç nüfusun kendi kültürüne yabancılaşması ise direkt olarak ülke geleceğinin, varlığının tehlikeye düşmesi demektir. Keşke ülkemiz okullarında; tüm dünya ezgileri ve kendi ezgilerimiz dengeli biçimde okul zili olarak kullanılsaydı da biz şimdi çocuklarımıza; öz kültürümüze ait şarkı, türkülerin de en az o çok sevdikleri yabancı kökenli müzik eserleri kadar değerli olduklarını hissettirebilseydik. Ben bir müzik öğretmeni olarak durumun gerçekten vahim olduğunu hissediyorum. Kendi okulumda ve bazı arkadaşlarımın görev yaptıkları okullarda gerçekleştirdiğim küçük çaptaki anketler gösteriyor ki; yetişmekte olan taze beyinler, &#8220;sanatçı&#8221; dendiğinde yalnızca şarkı söyleyip danseden seksi bayanları düşünür hale gelmiş!..( 6 )Çocuklarımız, elbette, Madonna, Michael Jackson, Eminem, Jennifer Lopez, Mozart, Beethoven, Bach v.b. de dinleyeceklerdir ve dinlemelidirler. Ancak kendi kültürlerine ait olan müzik eserlerini de yeterince (en azından öz çalgıları olan bağlamayı aşağılamayacak kadar&#8230; ) dinlemeleri ve sindirmelerini sağlayacak ortamların da geliştirilmesi gerekir. Eğer gerçekten zengin bir halk kültürümüz olmasa; yıllardır uluslararası alanda elde ettiğimiz &#8220;halk dansları&#8221; başarılarını nasıl izah edebiliriz?!. Bu zengin halk kültürümüze çocuklarımıza tüm güzelliği ve yoğunluğuyla aktarabileceğimiz en uygun mekanlar okullar olup, konunun müzik boyutunu okul zilleri aracılığıyla kolayca hayata geçirebiliriz. Şu anda yüzeysel olarak değindiğim çözüm önerilerimi, sonuç ve öneriler bölümünde detaylandıracağım.</p>
<p><strong> </strong><strong>Bir Halkla İlişkiler Uzmanı Olarak Bazı Gözlemlerim</strong></p>
<p>Az önce; çocukların, hep aynı zili dinlemeye tepkisiz kalışından söz etmiştim. Bu durumu Üstün Dökmen&#8217;in &#8220;İletişim Çatışmaları ve Empati&#8221; isimli eserinde yer alan &#8220;Osmanlı&#8217;da padişah kul iletişimi&#8221; bölümüyle( 7 ) izah edebiliriz. Çocuklarımıza; Atatürk&#8217;ün gösterdiği yolda, özgür ve çağdaş düşünmeyi aşılamaya çalışırken, okullarda sürekli aynı melodiyi dinletmek ( üstelik aksi çok kolay iken&#8230; ); elinizde sigara tüttürürken, çevrenizi sigara dumanı ile kirletirken, sigaranın zararlarını anlatmanız kadar inandırıcılıktan uzak bir durum ortaya koyacaktır. Kişisel görüşüm; çocuklarımızı ve büyüklerimizi, &#8220;çocuk yerine koymaya&#8221; onları kandırabildiğimizi zannetmeye son verdiğimiz zaman çağdaş uygarlık seviyesini gerçekten yakalamak yolunda önemli mesafeler katedebileceğimiz yönündedir.Sürekli olarak çocukların peşlerine takılıp, her an nitelikli müzikler dinletmek mümkün olamayacağına göre; öncelikli görev, hiç olmazsa evde bulundukları zamanlarda ailelere, okulda bulundukları zamanlarda da okul idareleri ve müzik öğretmenlerine düşmektedir. Çocuk, eğer sağlıksız müzik örneklerine tutkuyla bağlıysa; paniğe kapılmadan alternatifler sunarak, sempati yoluyla ikna edilmelidir. HİÇ MÜZİK EĞİTİMİ VE BİLGİSİ OLMAYANLARIN BİLE, SAĞLIKLI BİR ORTAMDA, ZORLAMA OLMADAN DİNLEDİKLERİ KALİTELİ MÜZİKLERİ BEĞENDİKLERİ VE KOLAYCA ALIŞTIKLARI DEFALARCA İSPATLANMIŞTIR. YANİ HERYERDE KARŞIMIZA ÇIKABİLEN &#8221; Ne yapalım; Halk böyle istiyor &#8221; CULAR, ASLINDA ORTAM YETERSİZLİKLERİNİ SÖMÜRMEKTEDİRLER!..</p>
<p><strong> </strong><strong>Kültürüne Sahip Çıkmanın Her Zaman Ödüllendirilişine Bir Örnek</strong></p>
<p>Çok değil; bundan sadece 6 yıl önce 1997&#8217;de 7 Mayıs&#8217;ta yapılan Eurovision yarışmasında sessiz sedasız 3. olan, yani yıllarca çırpındığımız yarışmada Türkiye&#8217;ye o güne kadarki en iyi dereceyi getiren &#8220;Dinle&#8221; ( 8 ) isimli parçanın en önemli özelliği davul, bağlama ve ney kullanılarak yapılan aranjesiydi. Yani yıllardır Türk olduğumuz için bize puan vermiyorlar diye yakındığımız yarışmada en iyi dereceyi ( Üstelik bu derece sadece ülkemiz açısından değil genel anlamda da iyi bir derecedir. ) etnik enstrümanlarımızla, sansasyonsuz olarak katıldığımız zaman almamız bence; etik açıdan, Türk medyasının göklere çıkarması gereken bir haberdi. Ancak ne yazık ki, medyamız bu konuyu, hiç olmazsa hakettiği ölçüde gündeme getirmedi!.. ( 9 ) diye düşünüyorum ve bu konuda birşeyler söyleme gereği duyma nedenlerimi sıralamak istiyorum:</p>
<ol>
<li>I) İletişim Fakültesi, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü diplomasına da sahip oluşum ve buna bağlı olarak; Türk medyasının, sıklıkla, gerçek sanatçıları bir yana bırakarak, sanat ve sanatçı ( özelde, müzik ve müzik sanatçıları ) kavramı konusunda toplum zihninde yanlış imaj oluşturması ailelerin de müzikle uğraşmak isteyen çocuklarına pek sıcak yaklaşmayışlarının getirdiği sonuçlardan duyduğum rahatsızlık.( 10 )</li>
</ol>
<p>II)Bu yıl İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü&#8217;ne sunduğum,&#8221;Müzik okullarında okuyan öğrencilere verilebilecek özel bir halkla ilişkiler eğitiminin içeriğini oluşturma amaçlı saha çalışması&#8221; başlıklı projemin onaylanması.Bu proje ile; müzik okullarında okuyan, potansiyel sanatçı, eğitimci, araştırmacı adayları olan öğrencilerin; daha öğrencilikleri aşamasında,bazı etik davranış kalıplarıyla donatılmasını ve medya mensubu/mensupları cahilce davransa bile sanatçıların onların topluma hatalı mesajlar vermesini önleyebilmelerini(olabildiğince)hedefliyorum.Bu bölümde vurgulamaya çaıştığım sorunların çözümü açısından da okul zillerini  kullanabileceğimiz inancındayım.</p>
<p><strong><u> </u></strong><strong><u>Sonuç ve Öneriler</u></strong><strong>             </strong></p>
<p>Çok az sayıda okul dışında; ilköğretim okullarımızda, okulda çalan zil melodisi ile ilgilenilmemekte ve görünen o ki kimse de rahatsızlık duymamaktadır. &#8220;Anlamak için Türk&#8217;ü, dinlemek gerek türkü.&#8221; ( 11 ) sözünden yola çıkacak olursak; bence Türk Halk Müziği&#8217;nin 80 yıl sonra hala hakettiği değeri bulmayışının ( 80 yıl sonra, ancak bu yıl yapılan &#8220;Malatya Arguvan Türkü Festivali&#8221; nin daha ilk Türkü Festivali oluşunu da buna bir kanıt olarak gösterebiliriz!..)( 12 ) ardında bile insanlarımızın bilerek ya da bilmeyerek kendi müzik kültüründen koparılması gerçeği yatmaktadır. M. K. Atatürk; &#8221; Ulusal; ince duyguları anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak; onları bir gün önce, genel, son musıki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu güzeyde Türk ulusal musıkisi yükselebilir ve evrensel musıkide yerini alabilir.&#8221; ( 13 ) demiştir. Atatürk&#8217;ün sözünü ettiği çözüm; elbette, bilimsel derleme çalışmalarıyla gerçekleşebilecektir. Oysa bugün TRT repertuarına baktığımızda bile Türkiye&#8217;nin herhangi bir yöresinde varolandan daha az türkü yeraldığını görüyoruz. Kuşkusuz her millet için halk ezgileri en önemli kültür hazinelerinin başında yer almaktadır. Halk ezgilerinin en önemli vasıflarından biri de nesilden nesile aktarılmak olduğuna göre; biz 16 bin kere dinletilen okul zilinden bu amaçla da kolayca yararlanabiliriz.</p>
<p>Önerilerime gelince;</p>
<p>I) Bazı cep telefonu modellerinde olduğu gibi; melodi yazılabilen bir okul zili modeli geliştirilmelidir.</p>
<p>II) Kalabalık öğrenci gruplarıyla çoğu zaman haftada sadece 40 dakika birlikte olabilip, öğrencilerin en önemli ihtiyaçlarından olan &#8220;müzik zevki&#8221; eğitimini veremeyen müzik öğretmenleri; Türk ve dünya repertuarının en seçkin örneklerini belirleyerek ve bunları 16bin kez çalan okul zillerine göre programlayarak ders haricindeki zamanlar aracılığıyla, etkin biçimde verebileceklerdir.</p>
<p>III) Ülkemizin kaçamayacağımız bir gerçeği olarak; şu anda, tek bir enstrüman bile çalamayan çok sayıda müzik öğretmeni!.. ( 14 ) ne gelince; bu konuda, herhalde bu öğretmenlerimize birer müzik aleti ( hiç olmazsa elektronik org&#8230;) çalma konusunda, birtakım imkanlar sağlanacaktır.(15) Aksi takdirde; sırf asıl eğitimleri esnasında bazı arkadaşlara enstrüman çalma özelliği verilemediği için böyle bir projeye sırt çevrilmesi olsa olsa &#8220;pire için yorgan yakmak&#8221; olarak adlandırılabilir.</p>
<p>IV) Milli Eğitim Bakanlığımız bünyesinde oluşturulacak müzik uzmanlarından müteşekkil akademik bir kurul; Türkiye&#8217;deki müzik öğretmenlerinin repertuar önerilerini de dikkate alarak, &#8220;zil repertuarı&#8221;na son şeklini verecek ve böylece; bazı okul idarecilerinin, bilim dışı bir şekilde; müzik öğretmenine şahsi melodi isteklerini dayatması önlenecektir.</p>
<p>V) Repertuar oluşturulurken; dar ve geniş anlamda yöresellik dikkate alınacaktır. Yani okulun bulunduğu yörenin ezgileri v.b. unsurlar; o okulda daha ağırlıklı olabilecektir. Ancak bu yöresellik hiçbir zaman Türk ve dünya kültüründen kopukluk boyutunda olmayacaktır.</p>
<p>VI) Müzik öğretmenleri; okullarında, öğrencileri hatta diğer eğitimci ve velileri de, çalan ziller konusunda sürekli olarak bilgilendireceklerdir. Böylece, örneğin Eminem dinleyen bir çocuk aynı ilgi ve saygıyı Aşık Veysel&#8217;e, Dede Efendi&#8217;ye, Mozart&#8217;a v.b. de gösterir hale gelebilecektir.</p>
<p>VII) Oluşturulacak olan zil mekanizmasında birden fazla enstrüman sesine yer vermek mümkün olduğu takdirde; bu da bir müzik eğitimi unsuru olarak işe yarayacaktır.</p>
<p>VIII) Bu projede, konu; dönüp dolaşıp okullarda müzik derslerini veren öğretmenlerin zillere melodi yazmayı başarıp başaramayacaklarında düğümlenecek gibi görünmektedir.Bu konuda da bilgisayardan hazır melodi yükleme gibi teknolojiye dayalı bir çözüm akla gelebileceği gibi; herhalde iller bazında, müzik öğretmenlerine zil yazım seminerleri düzenlenmesi de, projenin yararı düşünüldüğünde büyük bir yük olmayacaktır. Kaldı ki bir müzik öğretmeninin bir zile melodi yazamaması; bir taksi sürücüsünün araba kullanamaması kadar komik, kabullenilemez ve üzücü bir durumdur. Eğer varsa ( ki çok var&#8230;) bu durumun zaten en kısa sürede, benim projem söz konusu olmasa bile çözülmesi gerekir. Aksi, büyük bir bilimsel ayıp olacaktır.</p>
<p>BİZ MÜZİK EĞİTİMCİLERİ; YALNIZCA YAKINIP ÇÖZÜME YÖNELİK PROJELER ÜRETMEDİKÇE, ÜLKEMİZİN &#8220;MÜZİK TOPLUMU&#8221; OLABİLME AMACINA GİDEN YOLDA BOŞA GEÇİRİLEN HER GÜN, HERKESTEN ÇOK BİZİM OMUZLARIMIZDA AĞIRLAŞAN BİR YÜK OLACAK VE ATATÜRK&#8217;ÜN EMANETİNE YÖNELİK TEHDİTLER GÜNDEN GÜNE ARTACAKTIR&#8230;</p>
<p>Bu noktada; Cemal Yurga&#8217;nın &#8220;20. Yüzyılda Türkiye&#8217;de Popüler Müzikler&#8221; isimli çalışmasının arka kapağında yer alan son cümleye özellikle dikkat çekmek istiyorum: &#8220;<em>Müzik ile ilgili sorunlara öncelikle müzikçilerin el atması gereklidir</em>.&#8221;( 16 ) Geride kalan seksen yılın büyük bölümünde, belki de akademisyen müzikçilerin azlığından dolayı; müzik ile ilgili sorunlar, &#8220;müzikçi&#8221; olmayanlar tarafından ele alındığı için bugün hala &#8220;Türk Müzikçi, Batı Müzikçi&#8221; gibi Atatürk&#8217;ün de kemiklerini sızlatacak türden anlamsız bir tartışmayı dahi aşamamış durumdayız. &#8220;Müzikçi&#8221; terimi, özellikle ilköğretim okullarında müzik öğretmenlerine bir hitap şekli olarak yerleşmiş olup; bildirim süresince asıl vurgulamaya çalıştığım çağrı ile birebir örtüşmektedir. &#8220;Okul Zilleri&#8221; konusunda en büyük duyarlılığı ilköğretim okullarımızda fedakarca görev yapan &#8220;müzikçi&#8221;ler gösterebilirse, önemli mesafeler katedilebileceğine inanıyorum. Bir müzik eğitimcisi, akademisyen bir &#8220;müzikçi&#8221; olarak; bu önemli sempozyumda emeği geçenlere ve beni dinleme nezaketini gösteren dinleyicilere teşekkür ediyor; saygılarımı sunuyorum.</p>
<p><u>NOTLAR   </u></p>
<p>1) Fur Elise ve 9. Senfoni melodilerinin çok kısa olarak dinletilmesi</p>
<p>2) Çeşitli okullarda çalınan okul zili melodilerinin dinletilmesi</p>
<p>3) Capital Dergisi, <em>Türkiye Profili</em>, Nisan sayısı eki, s. 39, İstanbul, 1999,</p>
<p>4) Bayram Bilge TOKEL, <em>Bağımıza Gazel Düştü</em>, Akçağ Yayınları,Ankara,2002</p>
<p>5) Nüvit OSMAY, <em>Düşünce Atlası</em>, Çark Kitabevi Yayınları, Ankara, 1994</p>
<p>6) Alp ÖZEREN&#8217;in kişisel anket çalışmaları, İstanbul, 2003</p>
<p>7) Üstün DÖKMEN, <em>Sanatta ve Günlük Yaşamda, İletişim Çatışmaları ve Empati</em>, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1994</p>
<p>8) Beste: Levent ÇOKER; Söz: Mehtap ALNITEMİZ; Solist: Şebnem PAKE Kaynak: TOKEL, aynı eser, s. 51</p>
<p>9) Bazı gazete ve dergi haberleri;bu kanıyı güçlendirmek amacıyla sunulacaktır</p>
<p>10)BoyutYayınGrubu,MüzikliDünyaAtlası(MultimedyaAnsiklopedi),  Türkiye  Bölümü, <em>Türkiye ve Müzik sayfası</em>, s. 390, İstanbul, 1998</p>
<p>11) 1970, 1975,1977, 1981 yıllarında İstanbul&#8217;da basılmış olan Şemsi YASTIMAN&#8217;a ait çeşitli eserlerde, bu söz, &#8220;Türkü anlamak için türkü dinlemek gerek&#8221; şeklinde verilmiş ve Şemsi Yastıman&#8217;a ait olduğu belirtilmiştir.2003 yılında İTÜ, Türk Müziği Devlet Konservatuarı&#8217;nda Sanatta Yeterlik kapsamında, THM Analizi dersinde ise Öğr. Gör. Cihangir TERZİ tarafından, sözün, metindeki biçimiyle ve Kastamonu&#8217;lu Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş&#8217;a ait olduğu belirtilmiştir.</p>
<p>12) Milliyet Gazetesi, gazete haberi, Malatya-DHA, 06.07.2003</p>
<p>13) Refik Ünal, Atatürk&#8217;ün Sevdiği Türküler, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Cumhuriyet&#8217;in 50 Yıldönümü Yayınları, Önsöz, Ankara, 1973</p>
<p>14)  Yalnızca kendi çevremde en az onbeş kişi tanıyorum!..</p>
<p>15)  Örneğin Çanakkale 18 Mart Üniversitesi&#8217;nde, lisans eğitimi esnasında, &#8220;Elektronik Org&#8221; dersleri verilmektedir.</p>
<p>16) Cemal YURGA, 20. Yüzyılda Türkiye&#8217;de Popüler Müzikler, Pegem Yayıncılık, Malatya, 2002</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/turk-ilkogretim-okullarinda-ziller-kimin-icin-caliyor/">Türk İlköğretim Okullarında Ziller Kimin İçin Çalıyor?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet ve Müzik Eğitimi</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/cumhuriyet-ve-muzik-egitimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2015 19:45:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Alp ÖZEREN]]></category>
		<category><![CDATA[Ezber Bozumu]]></category>
		<category><![CDATA[Muzikcisem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4027</guid>

					<description><![CDATA[<p>CUMHURİYET ve MÜZİK EĞİTİMİ* Alp ÖZEREN Müzik Eğitimcisi – Halkla İlişkiler Uzmanı İstanbul Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Müzik Öğretmeni * Uluslararası Tarihsel Süreç İçinde Türkiye’de...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/cumhuriyet-ve-muzik-egitimi/">Cumhuriyet ve Müzik Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>CUMHURİYET ve MÜZİK EĞİTİMİ*</strong><br />
Alp ÖZEREN<br />
Müzik Eğitimcisi – Halkla İlişkiler Uzmanı<br />
İstanbul Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Müzik Öğretmeni</p>
<p>* Uluslararası Tarihsel Süreç İçinde<br />
Türkiye’de Müzik Kültürü ve Müzik Müzesi<br />
Kongresi Bildirisi, Bilkent Üniversitesi<br />
29-31 Mayıs 2006, İstanbul</p>
<p>ÖZET</p>
<p>Yaklaşık beşbin yıl öncesine dayanan tarihsel derinliği ile ve bu tarihsel derinlikle de bağlantılı coğrafi genişliği ile “Türk Müzik Kültürü”; özü itibariyle, Türkiye’nin müzik toplumu olabilmesi yolunda güçlü bir altyapı teşkil etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk; “güzel sanatlar”ın toplumsal yaşamdaki öncü rolünü her fırsatta vurgulamış ve güzel sanatlar arasında da önceliği “müzik”e vermiş bulunmaktadır. Bildiri ile; Cumhuriyet’in başlangıcından günümüze kadar geçen süreçte, Türkiye’deki “müzik eğitimi”nin oluşum, gelişim, değişim ve dönüşüm özelliklerini değerlendirebilmek; ayrıca, insanlığın ortak kültürel mirası açısından da “İlk Askeri Orkestra”, “Müzikle Tedavi” vb. unsurlar aracılığıyla büyük önem arzeden “Türk Müzik Kültürü” nün “Türkiye Cumhuriyeti Müzik Eğitimi” kapsamındaki yerini, anlam ve önemini vurgulayabilmek amaçlanmaktadır.<br />
Bildiri yazarının hem müzik hem de iletişim alanlarında doktora düzeyindeki akademik altyapısı; ayrıca “müzik eğitimcisi”, “müzisyen” ve “iletişimci” olarak uzun yıllardır süregelen mesleki faaliyetlerine dayalı bireysel gözlem ve deneyimlerinin yanısıra; konuyla ilgili tarama ve değerlendirmeye dayalı akademik veriler de bildiri aracılığıyla sunulacaktır. Bildiri kapsamında; Cumhuriyet döneminde Türkiye’de “müzik eğitimi” alanında yaşanan gelişmeler objektif verilerle değerlendirilecektir.<br />
“Cumhuriyet Döneminde Müzik Eğitimi”nin sağlıklı ve işlevsel düzeyde analiz edilebilmesi; gelecek dönemlerde, “Türkiye Müzik Kültürü”nün “Türk Müzik Kültürü” mirasına ve toplumsal anlamda Atatürk’ün de öngörmüş olduğu “Çağcıl Türk Müziği” bilincine ulaşabilmesi yönündeki olumlu etkileri büyük ölçüde arttıracaktır. Bildiri ile “Cumhuriyet Döneminde Müzik Eğitimi” ile “Türk Müzik Kültürü” arasındaki etkileşim değerlendirilerek; “Türkiye Cumhuriyeti Müzik Eğitimi” için gelecekteki olası “araştırma, planlama, uygulama, değerlendirme” çalışmalarına ve “müzik eğitimi aracılığıyla toplumsal yaşam kalitesindeki artış”a katkı sağlayabilmek amaçlanmaktadır.</p>
<p>Anahtar Kelimeler<br />
Türkiye Cumhuriyeti Müzik Eğitimi &#8211; Türk Müzik Kültürü &#8211; İletişim &#8211; Toplumsal Yaşam Kalitesi</p>
<p>Cumhuriyet nedir ve sultanlıktan farkı nedir?<br />
Cumhuriyet, ahlâk erdemine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve korkutmaya dayanan bir yönetimdir. Sultanlık; korkuya, korkutmaya dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Aradaki fark bunlardan ibarettir.<br />
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK -1922 ( Turhan, 1993 )</p>
<p>Müziğin ahlâk dengesi ve onun bir eğitim aracı olarak kullanılması gereği her çağda kabul edilmiştir. Bundan ötürü müziğin ahlâk gücünü inkâr etmek elde değildir. Ve madem ki bu güç onda vardır; çocukların eğitiminde de müzikten yararlanmak gereklidir. ARİSTOTALES ( Gedikli, 2003 )</p>
<p>GİRİŞ VE ÇALIŞMANIN AMACI</p>
<p>Başta yer alan iki alıntıdan yola çıkılacak olursa; Türkiye Cumhuriyeti için müzik eğitiminin anlam ve önemi büyük ölçüde belirginleşecektir. Olağanüstü bir azim, kararlılık ve mücadele ile elde edilen “cumhuriyet”in korunması ve gelecek nesillere Mustafa Kemal’in öngördüğü kalitede aktarılabilmesi için “müzik eğitimi” de diğer pek çok unsurun yanında yaşamsal bir önem arzetmektedir. Bildiride, anahatlarıyla Cumhuriyet’in ilanından günümüze değin yaşanan süreçte; müzik eğitimi alanında yaşanan değişim, dönüşüm ve gelişim süreci objektif biçimde ele alınacak olup; Mustafa Kemal’in öngörüleri doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti’nde müzik eğitimi alanında bugün gelinen noktanın bir değerlendirmesi yapılacaktır. Ayrıca, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde “müzik eğitimi ve bağlı unsurları”na dāir genel bir profil ortaya koyabilmek ve konuyla ilgili kaynak temini açısından katkı sağlayabilmek amaçlanmaktadır.</p>
<p>Günümüz Türkiye’sinde müzik eğitimi verilen kurumlara dair genel bir sınıflandırma denemesi yapılacak olursa;<br />
a) Konservatuarlar ( konservatuvarlar ) b) Eğitim Fakülteleri<br />
c) Güzel Sanatlar Fakülteleri d) Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri<br />
e) Halk Eğitim Merkezleri f) Özel Müzik Kursları<br />
g) Müzik dışı alanlardaki yükseköğretim programlarındaki amatör çalışmalar (müzik kulüpleri vb. )<br />
şeklinde bir tablo karşımıza çıkmaktadır ( Özeren, 2006 )</p>
<p>KONUYLA İLGİLİ TARAMA VE DEĞERLENDİRME</p>
<p>Ahmet Say’a göre; Bütün ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de müzik eğitimi üç ana<br />
dalda sürdürülmektedir:<br />
1) Genel müzik eğitimi 2) Amatörler için müzik eğitimi 3) Profesyoneller için müzik eğitimi<br />
… Cumhuriyet döneminde genel müzik eğitiminin bütün öğrenciler için zorunlu olduğu ilkesinden yola çıkılmış ve uygulamalar elden geldiğince bu ilke çerçevesinde sürdürülmüştür……Ancak ülkemizde müzik dersleri, okul öncesi ve ilköğretimde zorunlu olduğu halde lise ve üniversitelerde seçmeli ders durumundadır……Genel müzik eğitiminin getirdiği verimlerin hangi ölçüde başarı sağladığı konusu, bu alanın temel sorunudur. Aydınlarımızın, müzikçilerin ve eğitimcilerin üzerinde en fazla tartıştığı konu “verim ve sonuç”tur……Cumhuriyetimizin kuruluşuyla başlayan çoksesli müzik uygulamalarının ülkemizde yaşanan toplumsal ikilemler nedeniyle beklenen verimi getiremediği söylenebilir……Ancak görüldüğü gibi amaç şu ya da bu yöntemle çoksesliliğin kökleşmesini sağlamaktır ( Say, 1998: 275-276 )<br />
Ahmet Say’ın vurgulamış olduğu çokseslilik yaklaşımı doğrultusunda; Zülfü Livaneli’nin 1995 yılında kaleme almış olduğu bir makalesinin ilgili bölümünü de “cumhuriyet kültürünün yerleşebilmesinde çoksesli müziğin, armoninin ne denli önem taşıdığını vurgulayabilmek açısından” anımsamakta yarar bulunmaktadır:<br />
“…Orkestradaki her enstrümanın ayrı ses çıkardığı ama sıkı kurallar içinde birbiriyle çakışmadığı, çelişmediği bir sistemin adıdır armoni. Kemanlar bir melodi çalarken, viyolalarla viyolonseller bambaşka notalar basar, nefesliler yalnız melodi değil ritm olarak da farklı boyutlara sürüklenir; deyim yerindeyse herkes ayrı telden çalar. Ama ortaya çıkan sonuç muhteşem bir uyumdur, armonidir……Toplum düzeni de böyledir. Değişik kültür, ırk, dil, din geleneklerine sahip insanları, tek bir üniformaya sokmaya uğraşacağınız yerde, hepsinin kendisini ifade edeceği bir orkestral düzen yaratmak zorundasınız. Ama bu zor iştir. Emirle falan olmaz…” ( Livaneli, 1995 )<br />
Ahmet Say; aynı kaynakta, amatör ve profesyonel müzik eğitimi alanındaki kurum ve gelişmeleri de belirtmektedir. Bunları da kısaca aktaracak olursak:<br />
“Genelde okul dışı kuruluşlarda gerçekleştirilen amatör müzik çalışmaları, müzik derneklerinde dershanelerde, kurslarda, kütüphanelerde ve bazı yerel festivallerin hazırlık çalışmalarında yapılmaktadır……Türkiye’de amatör müzik eğitimini yaygın biçimde yaşama geçiren kuruluşların başında, 1932 de açılan ” halkevleri”ni saymak gerekir……Yine başta sayılması gereken önemli kurumlardan biri, sonradan TRT adı altında yayınını sürdüren radyolarımızdır……çocuk ve gençlik koroları, tohumları yıllar önce atılan eğitsel yaklaşımın uzantılarıdır. Yurt ölçeğindeki yaygınlığı açısından önemli yeri bulunan oluşumlar arasında “dernekler” de vardır. Eğitsel etkinlikleriyle çok değerli işlevi olan yüzlerce derneği, sayısı giderek artan müzik dershaneleri ve kursları izlemektedir&#8230; …” Bu noktada; iki önemli ayrıntıyı vurgulamak yararlı olacaktır. Birincisi; pratikte gerçekten yüzlerce dernek bulunmasına ve “iletişim” olgusunun son derece gelişmiş olduğu bir dönemde yaşamamıza karşın, içinde yer almak için katılımcıların hiçbir ücret vb. ödemediği Sivil Toplum Kuruluşları Rehberi ( STK Rehberi, 1996 ) kapsamında “müzik” başlığı altında yalnızca 36 kurumun adının yer almasıdır. İkinci önemli ayrıntı olarak da, özellikle 1999 depreminin ardından, müzik dershaneleri ve kurslarının; ekonomik açıdan büyük sarsıntı yaşamaları, ayrıca belediyeler vb. kurumların herhangi bir ek külfet üstlenmeden öz kaynaklarıyla ücretsiz kurslar düzenlemeleri vb. haksız rekabet koşulları içinde sayılarının artmak yerine hızla azaldığını ya da güçlükle ayakta durabildiklerini vurgulamak yerinde olacaktır. Ahmet Say, aynı kaynakta, “amatör müzik eğitimi” başlığı altında halk eğitim merkezleri ve kütüphaneleri de bir cümle ile vurgulamaktadır: “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak çok sayıdaki kentimizde etkinlikler sergileyen halk eğitim merkezleri ile Kütüphaneler Genel Müdürlüğü çatısı altındaki il ve ilçe kütüphanelerinin, yerel amatör çalışmalar için birer olanak özelliğinde bulunduğu düşünülebilir.” Ahmet Say tarafından, profesyonel müzik eğitimi başlığı altında, Cumhuriyet öncesi dönemden başlayarak belirtilen kurumları da kronolojik olarak sıralayacak olursak:<br />
13. Yüzyıl – Tabılhaneler / Mehterhane / Enderun Okulu / Saray Müzik Okulu<br />
Sanayi-i Nefise Mektebi ( bu kurumun bandosu vurgulanmaktadır )<br />
Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Güzel Sanatlar Akademisi’ne dönüştürülmesi (1927 )<br />
Dar-ül Elhan’ın açılışı ( 1917 ) / Dar-ül Elhan’da çoksesli müzik eğitimine geçiş ( 1924 )<br />
Musiki Muallim Mektebi ( 1924 ) / Ankara Devlet Konservatuvarı ( 1936 )<br />
Gazi Terbiye Enstitüsü ( 1937 )<br />
Ahmet Say; günümüzde profesyonel müzikçi yetiştiren kurumları üç başlık altında toplamakta (Anadolu güzel sanatlar liseleri, müzik eğitimi bölümleri ve konservatuvarlar olmak üzere… ); Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları bölümünü de ayrıca vurgulamaktadır ( Say, 1998 ) .<br />
Bugün; ülkemizde “profesyonel müzik eğitimi” açısından en önemli ve sürekli güncellenen “veri tabanı” ise Doç. Dr. Süleyman Tarman tarafından 2004 yılından bu yana hizmete sunulmuş bulunan internet ortamındaki akademik “Müzik Eğitimcileri” sitesidir. Bu siteye www.muzikegitimi.net adresinden ulaşmak mümkündür (Tarman, 2006). Müzik eğitimi alanındaki en önemli, işlevsel ve akademik sivil toplum kuruluşu olarak da Müzik Eğitimcileri Derneği ( www.muzed.org.tr ) vurgulanabilir. www.muzikegitimi.net adresindeki güncel verilere göre; Türkiye’de, 53 Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi; 21 Devlet Konservatuarı/Konservatuvarı ( Konservatuar ve konservatuvar kelimeleri arasında henüz fikir birliğine varılamamış olması düşündürücüdür…A.Ö. ) ; 21 Müzik Öğretmenliği Anabilim Dalı; 1 Müzik Öğretmenliği Bölümü (Harran Üniversitesi); 21 Güzel Sanatlar Fakültesi faaliyet göstermektedir.<br />
Bildiri konusuyla ilgili görüşler kapsamında; Ali Uçan’ın, 2003 yılında “Cumhuriyetimizin 80. Yılında Müzik Sempozyumu”’nda sunduğu bildirisinden bazı görüşleri aktarmak da yararlı olacaktır. Uçan; Cumhuriyet dönemi müzik kültürü ve eğitimini üç ana evrede incelemektedir. Bu evreler; bildiride, ilk otuz yıllık, orta 20 yıllık ve son otuz yıllık olarak belirtilmektedir ( Uçan 2003) Bu evrelere dair bildiride yer alan bazı görüşleri aktaracak olursak: “İlk otuz yıllık evre; 1920 ler, 1930 lar ve 1940 ları kapsar……Bu evrede özellikle çağdaş Türk eğitim müziği ve genel müzik eğitimi daha çok evrenden çevreye ve evrenselden ulusala ilkesine odaklanmıştır.” Bildirinin bu bölümünde müzik eğitimi açısından gerçekleştirilen köklü atılım ve yapılanımlar olarak;<br />
• Muzika-i Hümayun ( Makam-ı Hilâfet Muzikası’nın ) ‘un Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Askeri Bandosu ve Fasıl Topluluğu’na dönüşümü<br />
• Musiki Muallim Mektebi’nin kuruluşu<br />
• İlkokul ve ortaokul müzik öğretim programlarının yeniden düzenlenimi<br />
• Kız enstitüsü müzik programının yeniden düzenlenimi<br />
• İlkokul Müzik Öğretmenliği yeterlik belgesi ihdası ( 1925 )<br />
• Yurtdışına müzik öğrenimine gönderim<br />
• Dar-ül Elhan’ın İstanbul Kent Konservatuvarı’na dönüştürümü<br />
• Ana Muallim Mektebi’nin yeniden açılışı ( 1927 )<br />
• Askeri Muzika Muallim mektebini açma kararının alınışı ( 1927 )<br />
• Halkevleri Müzik Kolu ( 1932 )<br />
• Paul Hindemith’in raporu ( 1935 – 1936 )<br />
• Ankara Devlet Konservatuvarı ( 1936 )<br />
• Gazi Terbiye Enstitüsü Müzik Şubesi ( 1937 )<br />
• Askeri Muzika Ortaokulu ( 1939 )<br />
• Köy Enstitüsü Müzik Eğitimi Programı ( 1940 )<br />
• Yüksek Köy Enstitüsü Güzel Sanatlar Kolu Müzik Dalı ( 1942 )<br />
• Köy ilköğretim programlarına müzik dersi konuluşu ve kent programlarıyla eşitlenişi (1948 )<br />
• Harika çocuklar yasası ( 1948 )<br />
• Askeri Muzika Meslek Yüksekokulu ( 1949 )<br />
ele alınmaktadır. Orta yirmi yıllık devreye dāir, bildiride yer alan ifāde şöyledir: “…Bu evrede müzik kültürü ve eğitimi alanında gerçekleştirilenler daha çok müzikte demokratikleşme üzerinde yoğunlaşmış ve giderek özellikle çağdaş Türk eğitim müziği ve genel müzik eğitiminde çevreden evrene ve ulusaldan evrensele ilkesi üzerinde odaklanmıştır. “ Bu evrede gerçekleştirilen başlıca atılım, yapılanım ve yaratımlar olarak;<br />
• İlköğretmen Okulu Müzik Semineri ( İstanbul 1951, Ankara 1963 )<br />
• Şarkılarla Müzik Eğitimi ( Aydıntan-Egüz 1956 )<br />
• Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü Öğretmenler Orkestrası (1965-1966)<br />
• Opus, Orkestra, Filarmoni, Küğ dergileri ( 1962, 1964, 1965 )<br />
• Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi ( 1964 )<br />
• Türk Musikisi Ansiklopedisi ( 1969 )<br />
• Atatürk Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü ( İstanbul-1969 )<br />
• İlkokul Müzik Öğretim Programı ( 1968 )<br />
• Şarkı Demeti ( Muammer Sun – 1968 )<br />
• Okul Müzik Eğitimi ( Erdoğan Okyay – 1969 )<br />
• Türk Müziği ve Armonisi ( Kemal İlerici – 1970 )<br />
belirtilmektedir. Kişisel olarak; alanında benzer düzeyde kapsamlı bir eser bulunmamasına ve pek çok açıdan çok yararlı olmasına karşın; Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi’nin yazarı ve içeriği açısından objektiflik yönüyle “bilimsel etik bağlamında” Türk Müzik Eğitimi kamuoyunca gözden geçirilmesi görüşünü taşımaktayım.<br />
Ali Uçan’ın bildirisinde son otuz yıllık evre için; “… Bu evrede müzik kültürü ve eğitimi alanında gerçekleştirilenler, müzikte daha hızlı demokratikleşme ve daha hızlı çoğulculaşma ekseni üzerinde yoğunlaşmış; çevreden evrene-evrenden çevreye ve ulusaldan evrensele-evrenselden ulusala ilkeleri üzerinde odaklanmıştır. Bu odaklanmada 2000 lere doğru belirginleşen yöreselden küresele-küreselden yöresele ilkesiyle yeni bir açılım sağlanmıştır. “ Bu evredeki başlıca atılım, yapılanım ve yaratımlar olarak;<br />
• TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu<br />
• Türkü ve Şarkılarla Yeni Müzik Eğitimi ( Aydıntan-Egüz, 1971 )<br />
• Ankara Çoksesli Müzik Derneği ( 1974 )<br />
• Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri bölümü (1975-1976)<br />
• İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı ( 1975 )<br />
• TRT Çocuk Koroları ( 1979 )<br />
• Müzik yükseköğretim kurumlarının tümüyle üniversitelere bağlanması ( 1982 )<br />
• Birinci ulusal müzik bilimleri sempozyumu ( İzmir, 1984 )<br />
• Müzik Ansiklopedisi ( 1985-1987 )<br />
• Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi ( 1986 )<br />
• Devlet Türk Halk Müziği Korosu ( 1987 )<br />
• Devlet Çoksesli Korosu ( 1988 )<br />
• Birinci Müzik Kongresi ( Ankara, 1988 )<br />
• Ortaöğretim Kurumlarında Müzik Öğretimi ve Sorunları Toplantısı (1989)<br />
• Polifonik Korolar Derneği ve dernek koroları ( 1989 )<br />
• Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri ( 1989 – 1990 )<br />
• Devlet Çocuk ve Gençlik Koroları ( 1990 – 1991 )<br />
• İlköğretim okullarında müzik ders saatlerinin haftada birer saatten ikişer saate çıkarılması ( 1990 )<br />
• İlköğretimde zorunlu genel müzik eğitiminin sekiz yıla çıkarılışı (1997)<br />
• Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri Müzik Bölümleri Semineri-Sempozyumu ( Bursa, 1995 &#8211; 1996 )<br />
• Bando Astsubay Meslek Yüksekokulu ( 2003 )<br />
• Cumhuriyet Döneminde Askeri Müzik ve Gelişimi Sempozyumu (Ankara, 2003)<br />
belirtilmektedir.<br />
Bildiride sempozyumlara da yer verilmesinden yola çıkarak; 2002 yılından bu yana Türkiye’de gerçekleştirilen başlıca müzik sempozyumlarının isimlerini ve kurumlarını da anımsamakta yarar bulunmaktadır:<br />
• Avrupa’da ve Türk Cumhuriyetleri’nde Müzik Kültürü ve Eğitimi Kongresi ( Gazi Üniversitesi, 2002 )<br />
• Müzik Araştırmaları ve Folklor Derlemeleri Sempozyumu ( İstanbul Teknik Üniversitesi, 2003 )<br />
• Musiki Muallim Mektebi’nden Günümüze Müzik Öğretmeni Yetiştirme Sempozyumu (Süleyman Demirel Üniversitesi, 2003 )<br />
• Erken Çocukluk Eğitiminde Sanat Sempozyumu ( Gazi Üniversitesi, 2004 )<br />
• Müzik Sempozyumu ( Erciyes Üniversitesi, 2005 )<br />
• Genel Müzik Eğitiminde Geleneksel Müziklerimiz Sempozyumu (Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 2005)<br />
• Müzikte Temsil-Müziksel Temsil Uluslararası Kongresi ( İstanbul Teknik Üniversitesi, 2005 )<br />
• Müzik Sanatımız ve AB Süreci Sempozyumu ( SCA Vakfı, 2006 )<br />
• Ulusal Müzik Eğitimi Sempozyumu ( Pamukkale Üniversitesi, 2006 )</p>
<p>Tüm bu kongre ve sempozyumların yanısıra benim için bireysel olarak da çok büyük anlam ve önem taşıyan; bir müzik öğretmeni olarak proje ve tasarımını gerçekleştirdiğim onursal başkanlığını İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey’in; eşbaşkanlıklarını Prof. Dr. Ali Uçan ve Prof. Dr. Yücel Elmas’ın üstlendikleri; 5-6-7 Eylül tarihlerinde İstanbul Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleşen “1. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu”nu da Türkiye’de Cumhuriyet döneminde gerçekleşen müzik eğitimi eksenli etkinlikler arasında belirtmek isterim. Bu sempozyuma dair detaylı bilgiler de, sempozyumun resmi internet sitesi www.muzikcisem.org da yer almaktadır. Sözü edilen sempozyum; tüm Türkiye’de müzik eğitimcilerinin işlevsel biçimde örgütlenme olanağı bulduğu müzik eğitimcileri derneğinin yayın organı MÜZED dergisinin 12. sayısının kapağında ve içeriğinde yer almış bulunmaktadır ( MÜZED Dergisi, Sonbahar 2003 ). Bu sempozyumun temel amacı; İstanbul’da görev yapan müzik öğretmenlerini ortak bir akademik platformda buluşturabilmektir. İstanbul; bu anlamda özel bir önem taşımaktadır çünkü Türkiye’deki tüm müzik öğretmenlerinin yaklaşık beşte biri ( yaklaşık bin kişi ) İstanbul’da görev yapmaktadır.<br />
Bildiri konusuyla ilgili görüşler bağlamında; Ahmet Say’ın kitabında ( Say, 1998: 290 ) yer alan Gazi Müzik Bölümü’ne dair açıklamayı da belirtmekte yarar bulunmaktadır: “…Gazi Müzik Bölümü, Avrupa ülkelerindeki müzik eğitimi kurum ve okullarıyla yakın işbirliği halindedir. Başta Avrupa Müzik Eğitimi Çalışma Topluluğu ( EAS ); Güney Avrupa Ülkeleri Müzik Eğitimi Uluslararası Çalışma Topluluğu (ArGeSüd); Avrupa Müzik Konseyi; Mozarteum Bütünleştirici Müzik Eğitim Merkezi ve Poliestetik Eğitim Kurumu olmak üzere Almanya, Avusturya, İsveç, Hollanda, İngiltere, İsviçre, İtalya, Belçika, Lüksemburg, Slovenya ve Slovakya gibi ülkelerin müzik eğitimi kuruluşları, birlikleri ya da okullarıyla karşılıklı ilişkiler geliştirilmiştir……Türkiye’de önemli bir işlevi üstlenmek üzere kurulmuş olan Gazi Üniversitesi Türk Müzik Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Merkezi’ni anmak gerekir. Merkezin amacı, öteki ülkelerdeki müzik eğitimi yöntemlerini karşılaştırmalı olarak incelemek; gelişim önerileri ve modelleri oluşturmak ve bu çalışmaların sonuçlarından ilgili ülke, kurum, kuruluş ve kişileri yararlandırmaktır. “<br />
“Cumhuriyet ve Müzik Eğitimi” başlığı altında; Muammer Sun’un da bazı güncel görüşleri sunulabilir: “Ülkemizde uygulanan müzik eğitimi, ilgili kurumlar ve çevreler tarafından yeterli bulunmuyor. Bunun MEB ve programla ilgili yanları olduğu gibi, ders kitaplarıyla, okullarla, müzik eğitimcileriyle, müzik eğitimcisi yetiştiren kurumlarla ilgili yanları da var. Bu çok yönlü soruna çözüm bulabilmek için şu sorunun sorulması; gerçekçi ve uygulanabilir yanıtlar aranması gerekir: Türkiye’nin ve Dünya’nın sürekli gelişen koşulları içinde, Türk Toplumu’nun nasıl bir müzik eğitimine ve nasıl bir müzik eğitimcisine gereksinmesi vardır? Türkiye’deki müzik eğitimi, bu sorulara somut, gerçekçi ve uygulanabilir yanıtlar bulunabildiği ölçüde başarılı olacaktır. “ ( Sun, 2006 ) Muammer Sun’un görüşleri; bildirinin sonuç ve öneriler kısmı için daha uygun gibi gözükse de konuyu, şimdiden bu açıdan da ele almakta yarar bulunmaktadır.<br />
Halil Bedii Yönetken’in 1950 yılında kaleme aldığı ve bugün halâ geçerliliğini koruduğuna inandığım; Ahmet Say’ın hazırladığı “Müzik Öğretimi” kitabında yer alan bir yazısından da alıntı yapılabilir ( Say, 2001 ) : “ Batı müzik eğitimine ilk alışkanlıkların kolayca kazanıldığı ilkokuldan başlamak gerekir. Oysa bizim ilkokullarımızda müzik öğretimi, pek sınırlı bazı durumlar dışında hemen hiç yapılmamakta; müzik eğitimi, onu almaya en uygun olduğu bir çağda çocuklarımıza verilememektedir. 7-12 yaş arasında eğitime en uygun koca bir beş yıl; eşsiz değerde, hiçbir zaman giderilmeyecek büyük bir fırsat gibi elden kaçırılmaktadır. Bugün müzik sorunu olarak en önemli işimiz; ilkokul müzik öğretimi sorununu çözümlemektir…… Lise gençlik çağı; gençliğin bir estetik eğitimi, bir sanat ve müzik eğitimi almaya en uygun, en kıvamlı bulunduğu kritik bir çağdır. İlkokul ve ortaokulda müzik eğitimini almış olan çocuklar; artık genç insanlar olarak, lise sınıflarında bu eğitimi almayı sürdürürler. Böylece yarınki aydın insanımızın formasyonu, bu yönden de tamamlanmış olur. “ 1950 yılında dile getirilen temel sorun bugün de varlığını sürdürmekte hatta ilköğretim öncesi süreçte de nitelikli müzik eğitiminin verilemeyişi göz önüne alındığında daha da “derinleşmiş” bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde nitelikli müzik eğitiminin gereğince hayata geçmeyişine dair; biri Muammer Sun’a, diğeri Mehmet Özbek’e ait iki önemli ifadeyi bildiri kapsamında anımsamak gereklidir:<br />
“ Çocuklar şarkı söyler; Amerika’da, Almanya’da, Çin’de, kendi şarkılarını&#8230;Biz söyletmemişiz türkülerimizi. Müzik dersi koymuşuz, sokmamışız okullara halk türkülerimizi; “müzik”ten saymamışız .Milyonlarca çocuk var, genç var okullarda; ne söyler bunlar ne dinler, aktarma,öykünme, yoz müziklerden başka?.. Açın müzik kitaplarını ansıyın size belletilenleri; sayıp bakın kaçı aktarma, kaçı öykünme&#8230;Kaç Türkü var üç kişi bir olup söyleyebileceğiniz?.. Niçin böyle? “ ( Sun, 1983 )<br />
“&#8230;Türk Halk Müziği’nin okullarda eğitim müziği olarak kullanılmaması sonucu, seçkin anlamlı yurt türkülerini bir ağızdan söyleyen bir gençlik yetiştirilememiştir. Eğitimde kullanılan hemen çoğu yabancı şarkılardan, aktarma ezgilerden oluşan okul şarkıları repertuarı ise okul çağında benimsenmediği gibi öğrenilen birkaçı ise bir müddet sonra unutulup gitmektedir. “ ( Özbek, 1990 )<br />
Ali Uçan’ın “Cumhuriyetimizin 80. Yılında Müzik Sempozyumu” bildirisinde yer alan bazı rakamlar da konu hakkında önemli ölçüde fikir vermektedir: “ Ülkemizde, 2002 verilerine göre ilköğretim öncesi ( okul öncesi ) kurum sayısı 10.500; ilköğretim okulu sayısı 35.000; ortaöğretim okulları (liseler ) sayısı 6.000 olup toplam okul sayısı 51.500 dolayındadır ( MEB 2002 ). Buna göre; her okula en az bir müzik öğretmeninin gerekli olduğu gerçeğinden hareket edilirse en az 51.500 müzik öğretmenimizin işbaşında olması gerekmektedir. Üstelik okullaşma ve okullulaşma oranlarının istenen düzeye yükselmesi; sınıf öğrenci sayılarının 30 a inmesive haftalık müzik ders saatlerinin en az ikiye çıkarılması durumunda; Türkiye’nin gerçek müzik öğretmeni gereksiniminin çok daha büyüyerek 70 binlere, 80 binlere hatta 100 binlere ulaşması beklenmektedir. Gerçek gereksinim bu boyutlarda iken işbaşındaki müzik öğretmeni sayısı yaklaşık 7000 dolayındadır. Gerçek durum böyle iken Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2003 yılında müzik öğretmeni alımı için 50 kontenjan ayırmış olması son derece düşündürücüdür…” Aradan geçen üç yıl boyunca işbaşındaki müzik öğretmeni sayısı daha da azalmış; yılda üç kere gerçekleşen öğretmen alımlarındaki kontenjan sayısı ise ancak 250 ye yükselebilmiştir.<br />
SONUÇLAR<br />
• Cumhuriyet döneminin bizzat Mustafa Kemal tarafından da öngörülen başlıca müzik hedefi; Anadolu’nun öz müziğinin çağın dinamiklerine uygun biçimde işlenerek ülkemize ve dünyaya sunulabilmesi yönünde gereken çalışmaların yapılabilmesidir. Bunun gerçekleşebilmesinde de en büyük rolü, ülkemizdeki “genel müzik eğitimi”nin seviyesinin “Cumhuriyet Devrimleri” ile öngörülen düzeye yükseltilebilmesi oynayacaktır. Aradan geçen 83 yıla karşın ne yazık ki bu hedefin yanına bile yaklaşılabilmiş değildir.<br />
• Anadolu’nun öz müziğinin temel makamı da “Hüseyni”dir. Yapılan incelemeler; Hüseyni makamının psikolojik olarak “barış” duygusunu güçlendirdiğini ortaya koymuştur. Atatürk’ün öngördüğü; “Anadolu’nun öz müziğinin çağın dinamiklerine uygun olarak işlenip tüm insanlığa sunulabilmesi” hedefi gerçekleştiğinde; Hüseyni makamı ön planda olacağı için, ironik olarak, Atatürk’ün bir başka öngörüsü olan “Yurtta Barış, Dünyada Barış” düşüncesi de hiç bulmadığı ölçüde hayat bulabilecektir.<br />
• Ülkemiz, eğitim harcamalarında; son yıllarda yapılan istatistiklere göre dünyanın en geri ülkeleri arasında, yetmişinci sırada yer almaktadır. Örneğin Yunanistan’da 3670 dolar olarak gerçekleşen öğrenci başına eğitim harcaması, ülkemiz için 700 dolar olarak görülmektedir. Listenin başında yer alan Danimarka’da ise öğrenci başına 16 bin dolar harcanmaktadır ( Akşam Gazetesi, 24.04.2005 ) . Genel eğitime ayrılan bütçenin kısıtlılığından kaynaklanan tüm sıkıntılar, “müzik eğitimi”ne de yansımaktadır.<br />
• Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin; Almanya’daki siyasal zulümden kaçan Alman bilim insanlarına müzik alanında da üst düzey olanaklarla kapılarını açması; onların bilgi, birikim ve deneyimlerinden yararlanma yönündeki girişimler profesyonel bir yöneylem çalışması olarak nitelenebilir.<br />
• “23 Nisan” coşkusunun sadece Türk Çocukları değil tüm Dünya çocukları ile paylaşılıyor olması; Türk Çocukları’nın uygar dünya çocukları ile aynı kalitede müzik eğitimi alabilmesi konusunu daha belirgin biçimde gündeme getirmesi gerekmektedir.<br />
• Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki profesyonel müzik eğitimi; büyük ölçüde amacına ulaşmış bulunmaktadır. Özellikle; nitelikli müzik bilgi ve birikimine sahip bando astsubaylarının ve subaylarının bu birikimleri, genel Türk müzik eğitimi ortamı için de yararlanılmaya hazır bir potansiyel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
• Mustafa Kemal döneminde; ülkedeki tüm müzik kurumlarının; “musiki müesseseleri müdürlüğü” adı altında ve Osman Zeki Üngör’ün yönetiminde bir merkezden yönetimini sağlayan bir kurumun varlığı dikkat çekmektedir (Antep, 2003) .<br />
ÖNERİLER<br />
• Ülke çapında; işlevsel ve planlı bir şekilde hayata geçirilmesi gereken bütüncül derleme projelerinin yanısıra; Türkiye’nin “müzik eğitimi” açısından bulunduğu durumu tereddütsüz biçimde rakamlara dökebilecek bir ulusal araştırma başlatılabilmeli ve ivedilikle bir veri tabanı oluşturulabilmelidir. Bu çalışmanın tüm birimlerinde ( İnceleme, yürütme, değerlendirme vb. ) müzik alanındaki akademisyenler, öncelikli söz sahibi olmalıdır. Bu çalışmanın gerekliliğini kanıtlayan küçük bir örnek olarak; Tüm Türkiye’de görev yapan müzik öğretmeni sayısının yaklaşık 5 bin olmasına karşın, pek çok müzik öğretmeninin bu sayıdan dahi haberdar olmayışı gösterilebilir.<br />
• İnsanlık tarihinde “müzikle tedavi”, “ilk askeri orkestra” gibi gurur verici öncülüklerle yer alan Türk Müzik Kültürü ve Tarihi’nin günümüze de gereğince yansıması yönünde çok önemli bir adım olan bu kongre vesilesiyle; Türk Müziği’nin öz nitelikleri gereğince vurgulandığı takdirde, bu yaklaşım, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti değil tüm insanlık için, geçmişte olduğu gibi büyük bir önem arzedecektir. Bu önem de her şeyden önce tüm insanlığın özlediği dünya barışına büyük katkılar sağlayabilecektir.<br />
• Ülkemiz bütçesinden eğitime ayrılan payın; hiç vakit yitirilmeden uygar ülkeler düzeyine yükseltilmesi yönünde; müzik ve müzik eğitimi alanındaki akademik kişi ve kurumlar da gereken işlevsel çalışmaları hayata geçirmelidirler.<br />
• Profesyonel iletişim çalışmaları aracılığıyla; günümüzde dünyanın çeşitli gelişmiş bölgelerinde görev yapmakta olan “Türk Müziği” akademisyenlerinin “müzik eğitimi” gözlem ve deneyimlerinden, dünyadaki işlevsel müzik eğitimi sistem ve yöntemlerinin Türkiye’ye uyarlanabilmesi yönünde gereğince yararlanılmalıdır.<br />
• Yaklaşık otuz milyon çocuk ile; dünyadaki en genç nüfuslardan birine sahip Türkiye Cumhuriyeti’nin, müzik eğitimi plan ve programlarının öncelikle “ ilköğretim öncesi çağdaki, hemen ardından da ilköğretim çağındaki çocukların işlevsel bir müzik eğitimi alarak geleceğin müzik bilinci ve donanımına sahip aydınları olabilmeleri “ hedefine odaklanması; “ilköğretim çağındaki müzik eğitimi” ni küçümsemeye bir son vermesi gerekmektedir.<br />
• “…yurdumuzda, öğretmenlerin bile gidemediği yerlere askerlerimiz gidebilmektedir. Özellikle ilköğretim çağındaki çocuklarda, askere ve orduya ilgi ve hayranlık duyguları zaten mevcutken; bu çocuklara asker ve bando aracılığıyla çoksesli müziği dinletmek, sevdirmek ve benimsetmek kolayca mümkün olabilir. Bu konuda, kanımca, TSK ve MEB en kısa sürede işbirliği yapmalıdır. Örneğin, bando astsubayı olarak görev yapan pek çok genç ve nitelikli müzik insanı bu konuda görevlendirilebilir. Böylece ilköğretim çağındaki çocuklarımız, bir yandan nitelikli çoksesli müzik eğitimi alırken bir yandan da ordunun bünyesinde varolan ve Türk ulusunun en büyük güvencelerinden biri olan iç disiplin duygusunu da müzik aracılığıyla hissedebilme şansına sahip olacaklar; toplumsal değerleri yozlaştıran popüler kültürün yaratacağı olası tehditlere karşı da bir doğal kalkan oluşacaktır&#8230;” ( Özeren, 2004 ) Bando astsubaylarının; okullarda oluşturacakları boru-trampet takınları ya da bandolar, Türk çocuklarının “birlikte müzik yapma bilinci” ne en üst düzeyde ulaşabilecekleri oluşumlar olacaktır.<br />
• Atatürk döneminde oluşturulan “Musiki Müesseseleri Müdürlüğü”nün günümüzdeki işlevsel bir karşılığı olarak, bir “Müzik Müsteşarlığı” hatta uzun dönemde, kalıcı ve dünyada da yeni bir ilk olarak; uzun süredir değişik bilimsel toplantılarda önermekte olduğum bir “Müzik Bakanlığı” kurulması; Türkiye Cumhuriyeti’nde, sadece “müzik eğitimi” değil; “müzik” başlığı altında yaşanan tüm sorunların çözümü yönünde de etkin bir adım olabilecektir.<br />
• Ülkemizin; “ bilimsel, kültürel ve sanatsal anlamdaki Kurtuluş Savaşı” tüm şiddetiyle sürmektedir. Bu savaşın da Mustafa Kemal’in öngörüleri doğrultusunda kazanılabilmesi için; müzik alanında uğraş veren tüm bilim insanlarına çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Özellikle müzik eğitimi alanındaki akademisyenlerin birlikte hareket edebilmeleri; birbirlerini “bütünler” biçimde çalışmalarını sürdürmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Bildiri ile örtüştüğünü düşündüğüm ve Türkiye’deki müzik eğitimcilerinin durumu ile özdeşleştirdiğim bir karikatürü de bildiri aracılığıyla paylaşarak bildiriyi sonuçlandırmak istiyorum:</p>
<p>Resim 1 – ( Dinçel, 1990 )</p>
<p>Kongrede emeği geçen tüm kişi ve kurumlara; ayrıca, bildiriyi okumak için ayırdığınız zamana teşekkür ediyorum. Saygılarımla.</p>
<p>KAYNAKÇA<br />
Akşam Gazetesi, “Eğitimde Sınıfta Kaldık “, Ekonomi Sayfası, 24.04.2005<br />
ANTEP, Ersin, “ Musika-i Hümayûn’dan Bugüne “, Cumhuriyet Döneminde Askeri Müzik ve Gelişimi Sempozyumu bildirisi, Kara Kuvvetleri Basımevi, Yayın no. 2004/62, s. 354<br />
DİNÇEL, Savaş, Çoksesli ( Karikatür Albümü ), Pan Yayıncılık, İstanbul, 1990, s. İlk karikatür<br />
GEDİKLİ, Erdem, Müzik Eğitimi, Ezgi Kitabevi, Bursa, 2003, s. 131<br />
LİVANELİ, Zülfü, “ Armoni “, Milliyet Gazetesi, Dünya Değişirken, 24.12.1995<br />
MÜZED Dergisi, Müzik Eğitimcileri Derneği Genel Merkezi Yayın Organı, Sayı: 12, Sonbahar 2003, s. 16-17<br />
ÖZBEK, Mehmet, “Milli Kültürümüz İçinde Türk Halk Müziği”, Milli Kültür Unsurlarımız Üzerinde Genel Görüşler, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Sayı: 40, Ankara, 1990, , s.194<br />
ÖZEREN, Alp, “ İlköğretim Çağındaki Türk Çocuklarında Bando Aracılığıyla Çoksesli Müzik Bilinci Oluşturulabilir “, Cumhuriyet Döneminde Askeri Müzik ve Gelişimi Sempozyumu bildirisi, Kara Kuvvetleri Basımevi, Yayın no. 2004/62, s. 217<br />
ÖZEREN, Alp, “ Türkiye’de; Müzik Eğitimcilerinin ve Yetiştirildikleri Kurumların, Toplumsal Yaşam Kalitesi Açısından Rolü ve Önemi “, Ulusal Müzik Eğitimi Sempozyumu bildirisi, Pamukkale Üniversitesi, Denizli, 2006<br />
SAY, Ahmet, Türkiye’nin Müzik Atlası, Borusan Kültür ve Sanat Yayınları, İstanbul, 1998, s. 275-294<br />
STK Rehberi, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1996, s. 449<br />
SUN, Muammer, Kır Çiçekleri, Adam Yayınları, İstanbul, 1983, s. 9<br />
SUN, Muammer, Çocuklar ve Gençler İçin Şarkı Demeti, Ankara, 2006, s. X<br />
TARMAN, Süleyman, www.muzikegitimi.net , Ulusal Müzik Eğitimi Online Veritabanı, 2006<br />
TURHAN, Seyfettin, Atatürk’te Konular Ansiklopedisi,Yapı Kredi Yayınları,İstanbul,1993,s. 128<br />
UÇAN, Ali, “ Türkiye’de Cumhuriyet’in Sekseninci Yılında Müzik Kültürü ve Müzik Eğitimine Genel Bir Bakış “, Cumhuriyetimizin 80. Yılında Müzik Sempozyumu bildirisi, Malatya, 2003, Pegema Yayıncılık, s. 5-25<br />
YÖNETKEN, Halil Bedii, “Türkiye’de Müzik Eğitiminin Önemi “, Müzik Öğretimi, Haz: Ahmet SAY, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara, 2001, s. 17</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/cumhuriyet-ve-muzik-egitimi/">Cumhuriyet ve Müzik Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halk Eğitim Merkezlerinin Genel Müzik Eğitimi Açısından Rolü Ve Önemi</title>
		<link>https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/halk-egitim-merkezlerinin-genel-muzik-egitimi-acisindan-rolu-ve-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2015 19:25:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Alp ÖZEREN]]></category>
		<category><![CDATA[Ezber Bozumu]]></category>
		<category><![CDATA[Muzikcisem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://khf.9b8.mywebsitetransfer.com/?p=4013</guid>

					<description><![CDATA[<p>HALK EĞİTİM MERKEZLERİNİN GENEL MÜZİK EĞİTİMİ AÇISINDAN ROLÜ VE ÖNEMİ * Alp ÖZEREN Müzik Eğitimcisi Halkla İlişkiler Uzmanı   * XIV. Ulusal Eğitim Bilimleri Kongresi...Devamı...</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/halk-egitim-merkezlerinin-genel-muzik-egitimi-acisindan-rolu-ve-onemi/">Halk Eğitim Merkezlerinin Genel Müzik Eğitimi Açısından Rolü Ve Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HALK EĞİTİM MERKEZLERİNİN GENEL MÜZİK EĞİTİMİ AÇISINDAN ROLÜ VE ÖNEMİ *</strong></p>
<p><strong>Alp ÖZEREN</strong></p>
<p>Müzik Eğitimcisi</p>
<p>Halkla İlişkiler Uzmanı</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>* XIV. Ulusal Eğitim Bilimleri Kongresi Bildirisi</strong></p>
<p>Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi</p>
<p>28-30 Eylül 2005, Denizli</p>
<p><strong>ÖZET</strong></p>
<p>Bildiri aracılığıyla ulaşılmak istenen temel amaç; halk eğitim merkezlerinin genel müzik eğitimi açısından rolü ve öneminin incelenip değerlendirilmesi yoluyla, halk eğitim merkezi müzik eğitimi faaliyetlerinin gelişimine katkı sağlayabilmektir.</p>
<p>Bildiri yazarının; müzik eğitimciliği ve halkla ilişkiler uzmanlığının yanı sıra, bireysel akademik çalışmaları; (<em>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce onaylanmış bulunan ve 5-7 Eylül tarihlerinde İstanbul Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen “1. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu” projesi gibi</em> ) gözlem ve deneyimleri çalışma için öncelikli veri tabanını oluşturacaktır.</p>
<p>Halk Eğitim Merkezleri; yaygın eğitim açısından en önemli eğitim kurumlarımız olup; bu kurumlara dair akademik ve sık aralıklı olarak tespit edilecek veriler; ülkemiz eğitim planlamaları açısından çok büyük önem arz etmektedir. Atatürk’ün “sath-ı müdafaa” yı vurgulayan yaklaşımından da yola çıkacak olursak; halk eğitim merkezlerinin, bu yaklaşımı hayata geçirebilmek adına çok  büyük önem taşıdığını görebiliriz. Halk eğitim merkezlerinde gerçekleştirilen müzik faaliyetlerinin özel olarak incelenmesi gerekmektedir. Bildiri aracılığıyla, bu gereklilik vurgulanmaya çalışılacak ve varolan halk eğitim merkezi verilerinden yola çıkılarak konuyla ilgili somut öneriler geliştirilmeye çalışılacaktır.</p>
<p>Anahtar Sözcükler</p>
<p>Genel Müzik Eğitimi        &#8211;     Halk Eğitim Merkezleri</p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p>The first aim of this text is  assisting to develop “music education activities” of the People Education Centers’ by reviewing and debating the position of these centers’ position in general music education of Türkiye.</p>
<p><strong>      </strong>The data of this text is loaded by the writer’s personal academic activities; his expertise at music education and public relations; his personal experiments ( <em>ex.“1st İstanbul Music Teacher’s Symposium</em> ).</p>
<p><strong>      </strong>People Education Centers are the most important institutions of the commom education in Türkiye and the data of these institutions’ are very important for Türkiye’s education plans. People Education Centers are also important for surviving the Atatürk’s idea; “<em>defencing at all  area; not only at border </em>“ . A special analyse is necessary for the activities at the people education centers. This necessity will be stressed by this text and there would be some exact suggeestions about the subject. Statistics of people education centers will have an important role at these suggestions.</p>
<p>Keywords</p>
<p>General Music Education         &#8211;      People Education Centers</p>
<p><u><br />
</u></p>
<p><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>Sayın oturum başkanım; değerli akademisyenler ve tüm dinleyenler, Ulusal Eğitim Bilimleri gibi, 14. süne erişilebilmiş yani artık son derece yerleşik ve saygın bir konuma gelmiş bir bilimsel toplantıya bildiri sunmanın onurunu ve heyecanını duymaktayım. Bu duygularla; bildirimin başlangıcında sizleri saygıyla selamlayarak söze başlamak istiyorum.</p>
<p>Konunun başlangıcında; genel müzik eğitiminin bir toplum için gereği ve önemini vurgulayabilmek amacıyla; Konfüçyus’un “<em>Bir milleti tutsak etmek isterseniz müziğini çürütün”</em> ( <strong>Gedikli, 2003:36</strong> )sözünü anımsamakta yarar vardır. Bildirinin ilerleyen satırlarında; bu söz ile başlayış nedenim biraz daha netleşecektir. Şimdi, izin verirseniz akademik Türk müzik camiasında 42 yıldır kesintisiz olarak yayın yaşamını sürdüren orkestra dergisinden bir alıntı yaparak <strong>( Kütahyalı, 2004 )</strong> Türkiye’de müzik dersine ve müzik öğretmenine yaygın bakışı çok çarpıcı biçimde özetleyen bir örnek sunmak istiyorum: <em>Müzik tarihçisi Önder Kütahyalı; bir köy okulunu ziyareti esnasında okulun müzik öğretmeniyle tanışır ve okulun müzik öğretmeni, Kütahyalı ile bir anısını paylaşır. Birgün müzik dersine başlamak üzereyken, okul müdürü tarafından çağrımıştır ve “Hocam; nasıl olsa senin dersin müzik; sınıfından üç dört tane güçlü kuvvetli öğrenciyi bizim eve gönder de aldığım odunları içeri taşısınlar&#8230; “</em> sözlerine muhatap olmuştur.</p>
<p>Bildirimin başlangıcında; sizlerle, halk eğitim merkezlerinin bağlı bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü’nün internet sayfasından derlediğim bazı sayısal bilgiler ve veriler ile Türk Müzik Eğitimine dair güncel bazı bilgileri paylaşmak istiyorum ( www.meb.gov.tr , 2005 ) :</p>
<p><strong>ÇIRAKLIK ve YAYGIN EĞİTİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ</strong></p>
<p><strong> </strong><strong> </strong><strong>Vizyonumuz </strong></p>
<p>Türk Milli Eğitiminin temel amaç ve ilkeleri doğrultusunda yaygın eğitim ile mesleki eğitimi kurumsallaştıran, çağdaş insan anlayışı ile bütün yenilikleri topluma aktaran ve bu şekilde toplumsal mutluluğa ve kalkınmaya hedeflenen bir kurum olmak.</p>
<p><strong>Misyonumuz </strong></p>
<p>Halkın yaşam kalitesini yükselterek, toplumsal refahı artırmak için; yaşam boyu öğrenme perspektifi içerisinde, toplumun her yaş ve eğitim düzeyindeki kişilere enerjilerini ve yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak, öğrenme, iş ve yaşam becerilerini geliştirecek, her zaman ve her yerde uygulanabilecek yaygın eğitim programları geliştirmek, işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu çırak, kalfa ve ustaların geliştirilmesini sağlamak, gerekli yasal düzenlemeler yapmak ve denetlemek.</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/halkegitimsayilari.jpg"><img decoding="async" class=" size-medium wp-image-4015 alignnone" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/halkegitimsayilari-300x134.jpg" alt="halkegitimsayilari" width="300" height="134" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/halkegitimsayilari-300x134.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/halkegitimsayilari-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/halkegitimsayilari-10x4.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/halkegitimsayilari.jpg 612w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><strong>Resim 1</strong><strong> ( www.meb.gov.tr )</strong></p>
<p>İllere göre halk eğitim merkezi sayılarına baktığımızda da değişik sayılar karşımıza çıkmakta; onbeş ve üzerinde halk eğitim merkezi bulunan illerimiz, aşağıdaki tabloda, altları çizilerek belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Tablo 1 ( kaynak: www.meb.gov.tr )</strong></p>
<p>Profesör Doktor İlhan BAŞGÖZ tarafından yazılmış ve Kültür Bakanlığınca yayınlanmış olan <em>“Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı ve Atatürk”</em> <strong>( Başgöz, 1999: 198 )</strong>isimli kitaptaki verilere göre; örneğin 1946 yılında, köylerde halkevi çalışmalarını içine almak amacıyla kurulan halkodalarının sayısı 4066 ya varmıştı. Bu rakama bakıldığında; aradan geçen 60 yılın ardından; ülke genelinde, halk eğitim merkezi sayısının 1000in altında oluşu  hayli düşündürücüdür.</p>
<p>İllerdeki halk eğitim merkezi sayıları incelendiğinde; İstanbul’dan sonra en yüksek merkez sayısı ile <em>(İstanbul’dan sadece</em> <em>iki eksik ile)</em> Konya ilimiz dikkat çekmektedir. İlginç bir tesadüf eseri; az önce sözü edilen “Orkestra” dergisinin İstanbul’dan sonraki en yüksek abone sayısının da Konya’da bulunduğunu; 2003 yılında yaptığım kişisel görüşmede, derginin sahibi Panayot Abacı’dan bizzat öğrenmiştim.</p>
<p>Aşağıdaki tablo; Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan  165 sosyal ve kültürel kurs arasından müzik eğitimi ile ilgili olanlarının tespit edilip bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim2.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4016" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim2-300x221.jpg" alt="resim2" width="300" height="221" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim2-300x221.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim2-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim2-10x7.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim2.jpg 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><strong>Tablo 2 ( kaynak: www.meb.gov.tr )</strong></p>
<p>Yukarda yer alan tabloda yer alan kurs başlıklarından en ilginç olanı; kanımca, “seçici kurul üyesi yetiştirme” kursudur. Çünkü; günümüzde ağırlıklı olarak popüler kültüre hizmet etmekte olan, genel müzik eğitimine de katkı sağlayabilme misyonundan oldukça uzak bir görünüm arzeden müzik alanında “star” yaratma yarışmalarının toplumun müzik bilinci ve müzik zevki üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin giderilmesinde; bizzat halkın müzik bilinci ve zevkinin geliştirilmesi önemli bir rol oynayabilecektir.</p>
<p><strong>Ülkemizdeki Genel Müzik Eğitimi Konusunda Bazı Veriler, Örnekler</strong></p>
<p>Halk eğitim merkezleri; eğitim esnekliği sayesinde, herkes için, müzik eğitimi açısından da, son derece uygun koşullarla önemli imkânlar sunmaktadır. Sakarya’da gerçekleştirilen Uluslararası Eğitim Teknolojileri Sempozyumu’nda Halk eğitim merkezleri ve ilköğretim okulları ile ilgili olarak sunduğum bildiri ( <strong>Özeren, 2005a )</strong> kapsamında dile getirdiğim düşüncemi burada bir kez daha yinelemek isterim:</p>
<p>İlköğretim okullarında müzik dersleri; 4. ve 5. sınıflar için haftada iki saat, 6-7-8. sınıflar için haftada bir saat olarak uygulanmaya çalışılmaktadır. “Çalışılmaktadır “ ifadesi tesadüfen kullanılmamaktadır. Çünkü ülke geneline bakıldığında; bu müzik dersleri deyim yerindeyse tamamen “Allah’a emanet edilmiş” durumdadır. Çoğu okulda; enstrüman “tıngırdatabilen” (<u>bu deyim küçümseme amacıyla değil; bilinçli bir çalmayış kastedilmek amacıyla kulanılmaktadır </u>) herhangi bir öğretmen müzik derslerine idareten girmekte; öğrenci ders geçme notları da neredeyse yazı-tura usulüyle belirlenmektedir. Buna karşın; halk eğitim merkezlerindeki müzik eğitimi, çok daha gerçekçi ve çok daha işlevsel olabilmektedir. Bunun temel nedeni olarak; halk eğitim merkezlerindeki eğitimin, ilköğretim okullarına göre zamansal, mekânsal vb. açılardan çok daha esnek oluşu düşünülebilir. Buradaki ifadeler bilimsel bir bildiride sırıtıyor olsa da; sırf bilimsel bildiriye yakışsın diyerek ülke genelinde süregelen yaygın durumu makyaj yaparak sunmanın çok daha bilim dışı olacağını savunmaktayım. Öncelikle ülke genelindeki müzik eğitiminin genel durumunu doğru teşhis edip; gerçekçi bir tedavi süreci başlatmak gerekmektedir.</p>
<p>“1. İstanbul Müzik  Öğretmenleri Sempozyumu’nda <strong>(Özeren, 2005b)</strong>da vurgulandığı üzere; ülkemizde nitelikli bir müzik eğitiminin gerçekleştirilebilmesi için gerekli müzik öğretmeni sayısı yaklaşık 55 bin iken; varolan rakamın 5 bin civarında olması; ülke genelinde müzik eğitiminin durumuna dair önemli bir ipucu sunmakta ve az önce dile getirilmeye çalışılan; bilimdışı gibi gözüken ifadeleri doğrulamaktadır.</p>
<p>Yaşanan sıkıntılar; bütçe temeline dayanıyor olup; yalnızca müzik eğitimi değil tüm eğitim kapsamında kendini göstermektedir. Bu konuda da bir gazete bazı gazete haberine yer verilebilir:</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim3.jpg"><img decoding="async" class="alignnone  wp-image-4017" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim3-300x219.jpg" alt="resim3" width="341" height="249" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim3-300x219.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim3-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim3-10x7.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim3.jpg 623w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" /></a></p>
<p><strong>( Akşam Gazetesi,  24. 04.2005 )</strong></p>
<p>Yukardaki gazete haberi incelendiğinde; ülkemizde eğitim için ayrılan bütçenin düşüklüğü açıkça ortaya çıkmakta, “genel müzik eğitimi” de bu durumdan olumsuz yönde etkilenmektedir.</p>
<p>Ülkemizden; toplumsal müzik okur-yazarlığı ve eğitim teknolojileri açısından çok güncel bir örneği “etkileşimli müzik öğretim tahtası”nı, örnek olarak ele alacak olursak;</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim4.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4018" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim4-300x156.jpg" alt="resim4" width="300" height="156" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim4-300x156.jpg 300w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim4-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim4-10x5.jpg 10w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim4.jpg 623w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><strong>Resim 2 ( kaynak: www.bilginegitim.com )</strong></p>
<p>Bu tahta; elektronik olup; halen çok pahalı eğitim veren bazı özel okullarda kullanılmaktadır ve milli eğitim bakanlığı onaylıdır. Bu kadar bilinen bir notada ( “<em>Daha dün annemizin&#8230;” olarak bildiğimiz ezgi!..</em> ) bile yer alan; tolerans gösterilemeyecek derecede vahim nota yazım hatalarını sıralayacak olursak;</p>
<p>1)    Parçanın başında ölçü sayısı bulunmamakta.</p>
<p>2)       2. ve 10. ölçülerin sonuda yer alması gereken ölçü çizgileri, birer dörtlük geç konulmuş</p>
<p>3)       6. ve 7. ölçülerin arasında yer alması gereken ölçü çizgisi konulmamış.</p>
<p>4)       5. ölçünün başında; ne olduğu anlaşılamayan bir çizgi var.</p>
<p>5)       Çok iyi bildiğimiz bu parçanın ( <em>Daha dün annemizin&#8230;</em> ) tekrar işaretleri konulmamış.</p>
<p>İlk bakışta çok çarpıcı bir yenilik olarak göze çarpan bu materyalin demosunda yer alan bu inanılmaz derecede basit hatalar; müzikten anlayanlar üzerinde oldukça olumsuz bir izlenim yaratacaktır.  Sistemin ve materyalin güvenilirliğine dair soru işaretleri uyandıracaktır. Bu  da bu materyal ile gerçekleştirilecek etkinliklerin performansını olumsuz yönde etkileyebilecektir. Yine de gerek fikir olarak gerek tasarım olarak; bu tahtanın Türk Müzik eğitimi açısından son derece önemli bir gelişme olduğunu bir kez  daha vurgulamak yararlı olacaktır.  Böyle bir tahtanın halk eğitim merkezlerinde solfej öğretimi amacıyla kullanılması da genel müzik eğitimi açısından çok yararlı sonuçlar sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Japonya Örneği</strong></p>
<p>Az önce verilen örnekler; bir ülkedeki müzik okuryazarlığı ve “müzik toplumu olabilme” düzeyinin somut göstergeleridir aslında. Karşılaştırma yapabilmek amacıyla Japonya’dan örnek resimler sunabiliriz:</p>
<p><strong>          <a href="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim5.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-4019" src="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim5-196x300.jpg" alt="resim5" width="196" height="300" srcset="https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim5-196x300.jpg 196w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim5-1x1.jpg 1w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim5-7x10.jpg 7w, https://www.alpozeren.com/wp-content/uploads/2015/07/resim5.jpg 263w" sizes="auto, (max-width: 196px) 100vw, 196px" /></a></strong></p>
<p><strong>      Resim 3   ( Hürriyet Gazetesi,  ? )   Resim 4 ( National Geographic Dergisi, Nisan 2004 )</strong></p>
<p>Maddi durumu ne olursa olsun tüm Japon çocukları, bir enstrüman çalmayı öğrenebiliyor ve müziğin getirdiği ruh sağlığını tüm yaşamlarına yansıtabiliyorlar. Bu yansıma; ruh sağlığı yerinde bir toplumun oluşumunda da en önemli katkıyı sağlayabilmektedir. Böyle bir toplumu; kısaca, <strong><u>“müzik toplumu”</u></strong> olarak niteleyebiliriz. Bir müzik toplumunda ; her türlü şiddet, küfür dayak, trafik kurallarına riayetsizlik azalmış ve çevre bilinci, duyarlılığı artmıştır. Bu düşüncelerden hareketle; genel müzik eğitimi açısından, tüm Türkiye’yi doğal bir “halk eğitim merkezi” olarak kabul ederek yola çıkmak çok daha gerçekçi çözümleri beraberinde getirebilecektir.</p>
<p>Bozkurt Güvenç’in bir kitabında <strong>(Güvenç, 1995:21)</strong> her bin Japon evinden 200 ünde piyano bulunduğu ve her Japon annesinin potansiyel birer öğretmen olarak yetiştirildiği anlatılmaktadır.</p>
<p>Japonya’da sıradan insanlara, müzik okuryazarlığını sağlamak amacıyla verilen düzeyde müzik eğitimini ülkemizde ne yazık ki sadece maddi gücü yüksek ailelerin çocukları alabilmektedirler. İşte tam bu noktada; halk eğitim merkezlerimiz, açığı kapatabilmek yönünde büyük bir potansiyel imkâna sahiptirler. Resmi müzik öğretmenleri olmasa da; usta-çırak iletişimi de diyebileceğimiz yolla ve devletin kontrolünde tamamen bilimsel olmasa da belli bir bilimsellik düzeyinde, her yaştaki tüm insanlarımızın müzik eğitimi alabilmesi mümkündür.  Kongre için bildirimi hazırlarken görüştüğüm TRT İstanbul Çocuk Korosu’nun 25 yıllık şefi Prof. Dr. Yücel Elmas’ın aktardığı bir örneği de bildiri kapsamında aktarmak yararlı olacaktır: <em>Finlandiya’nın 25 bin nüfuslu Seinajoki kasabasında; 25 çocuk, 25 gençlik korosunun yanısıra yetişkin koroları ve kilise koroları da yer almaktadır. Bu koroların hemen hemen tamamında akademik standartlarda çoksesli müzik yapılmakta; koroların özel birer kompozitörü dahi bulunmaktadır. Böylece; her koronun kompozitörü, koro elemanlarının ses özelliklerine uygun düzenlemeler yapmakta; bu koroların bulunduğu bir toplum da doğal olarak </em>“müzik ruhun gıdasıdır” <em>yaklaşımını ve bu yaklaşımın olumlu sonuçlarını alabildiğine yaşamaktadır. </em></p>
<p><strong>Sonuçlar</strong></p>
<ol>
<li>Halk eğitim merkezleri; genel müzik eğitiminin gereğince gerçekleştirilemeyişinden kaynaklanan sorunların giderilebilmesi açısından güçlü bir potansiyele sahiptir.</li>
<li>Halk eğitim merkezlerinin az sayıda olması; “yaygın müzik eğitimi”nin yaygınlık düzeyini olumsuz etkilemekte; yaygın müzik eğitimi ehliyetsiz kişi ve kurumların yönetiminde, bilinçsiz ve denetimsiz biçimde süregelmektedir.</li>
<li>Müzik eğitimi ve faaliyetleri açısından; Batı’da, kiliseler ( hatta ülkemizde bile ) bir tür halk eğitim merkezi işlevi görmekte ve bu sayede yediden yetmişe herkes müzik okuryazarı haline gelebilmektedir. Bugün ya da yakın gelecekte, ibadet mekanlarını yaygın müzik eğitimi amacıyla kullanma imkanımız olmadığına göre; geçmişteki “halk odaları” gibi çözümler üretilmesi gerekmektedir.</li>
<li>Yaygın müzik eğitiminde; yurdun en ücra köşelerine dahi ulaşabilen bando astsubaylarından gereğince yararlanılmamaktadır.</li>
<li>Halk eğitim merkezleri; müzik eğitimi alanında da, diğer tüm alanlarda olduğu gibi, esnek zaman ve mekan koşullarında; nitelikli-denetlenen bir eğitimi uygun ekonomik şartlarla sunabilmektedir.</li>
<li>1999 depreminin ardından; özel müzik kurslarının içine girdiği ekonomik krizin etkileri halen sürmektedir. Bu noktada; özel müzik kursları ve halk eğitim merkezlerinin bilinçli bir işbirliği herkes için olumlu ve işlevsel sonuçlar yaratabilecekken, bu yönde çok ciddi girişimlere rastlanmamaktadır.</li>
<li>Devlet bütçesinden eğitime ayrılan pay; %3.7 olmaya devam ettiği sürece, düşük bütçeden kaynaklanan sıkıntıları, halk eğitim merkezleri de yaşamaya devam edecektir.</li>
<li>Günümüz uygar toplumları için; müzik okuryazarlığı da en az klasik anlamda okuryazarlık ya da bilgisayar okuryazarlığı kadar büyük bir önem arz etmektedir.</li>
<li>“Müzik toplumu” olamamak; toplumda her türlü şiddetin artarak sürmesi ve Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” yaklaşımının günden güne daha çok dışlanması anlamına gelecektir.</li>
<li>Türk Müzik Kültürü yaklaşık beş bin yıla uzanan geçmişi ve çok geniş coğrafyasıyla; bugün yaşanmakta olan müzikâl yetersizliği ve yozlaşmayı hak etmemektedir.</li>
<li>“Müzik ruhun gıdasıdır” yaklaşımından hareketle; günümüz Türkiye’sinde, toplumun yaşanan müziksel yozlaşma sonucunda bir tür “ruhsal gıda zehirlenmesi” sürecini yaşadığı iddia edilebilir. 2004 yılında sağlık bakanlığı tarafından açıklanan istatistikler de bu durumu belgelemektedir. 2004 yılı sonu itibariyle; Türkiye’de, 7 milyonu acil olmak kaydıyla yaklaşık 20 milyon ruh sağlığı sorunlu birey tespit edilmiştir.</li>
<li>Atatürk’ün öngördüğü kalitede; yani, çağın dinamizmine uygun ve özünden kopmamış bir toplumsal müzikaliteye erişebilmek; “müzik toplumu” olabilmek yolunda, en etkin araçlardan biri de halk eğitim merkezlerindeki nitelikli müzik eğitimi olacaktır.</li>
</ol>
<p><strong>Öneriler</strong></p>
<ol>
<li>Halk eğitim merkezlerinin ülkemizdeki yaygın müzik eğitimine katkı potansiyelleri; planlı-programlı biçimde tespit edilmeli; yöneylem uzmanlarınca, ülke ihtiyaçları doğrultusunda optimize edilebilmelidir.</li>
<li>Halkın halk eğitim merkezlerinden müzik eğitimi alanında da daha etkin biçimde yararlanabilmesi yönünde; “iletişim”e dayalı konularda gerekli önlemler alınmalı ve düzenlemeler yapılmalıdır.</li>
<li>Türk Silahlı Kuvvetleri ile Milli Eğitim Bakanlığı gerekli işbirliğini oluşturabilmeli ve Halk Eğitim Merkezleri, yaygın müzik eğitimi kapsamında, bando astsubaylarından, etkin biçimde yararlanabilmelidir. Bando astsubaylarının sayıca fazla olması, ülkemizin müzik öğretmeni açığının kapatılması yönünde sağlıklı bir önlem oluşturacağı gibi; astsubaylarımızın yurdun her köşesine erişebilmesi; ayrıca doğal olarak taşıyacakları disiplin ile yüksek müzikalite kısa sürede yurdun her yerinde, Atatürk’ün “sath-ı müdafaa” prensibini de desteklercesine bir tür “<strong><em>müzik okuryazarlığı seferberliği</em></strong>”ne dönüşebilecektir.</li>
<li>Halk eğitim merkezlerinden, “<strong><em>müzik okuryazarlığı seferberliği</em></strong>” için yararlanmak doğrultusunda güçlü stratejiler hazırlanana kadar merkezlerin şu an varolan kalitelerinin azalmadan, mümkün olduğunca arttırılarak korunması sağlanabilmelidir.</li>
<li>Yoz müzik yapan ve dinleyenlerin azalması için; halk eğitim merkezleri, nitelikli müziğin çok daha etkin ve ekonomik şartlarla sunulduğu birer mekâna dönüştürülmelidir. Bu konuda varolan olumlu örnekler ( Kadıköy Halk Eğitim Merkezi vb. ) tüm halk eğitim merkezleri için model alınmalıdır.</li>
<li>Zamanında topla, tüfekle ve yürekle kazanılması gereken onurlu Kurtuluş Savaşımız kazanılmıştır. Bugün ise; bilimsel, kültürel, sanatsal bir kurtuluş savaşının tam ortasında bulunmaktayız. Bu savaşı kazanabilmek yönünde; nitelikli, işlevsel ve çok sayıda halk eğitim merkezlerinin varlığı da önemli bir rol oynayacaktır. Bu nedenle; ülkemizdeki halk eğitim merkezlerinin nitelik ve niceliğinin arttırılması yönünde gereken önlemler zaman yitirmeden alınmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong><u>KAYNAKÇA</u></strong></p>
<p>Başgöz, İ. ( 1999 )         <strong>Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı ve Atatürk </strong> Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları</p>
<p><em>“Eğitimde Sınıfta Kaldık”</em> <u>Akşam Gazetesi</u>, 24 Nisan 2005</p>
<p>Gedikli, E. ( 2003 )        <strong>Müzik Eğitimi  </strong>Bursa: Ezgi Kitabevi</p>
<p>Güvenç, B. ( 1995 )       <strong>Kültür ve Eğitim  </strong>Ankara</p>
<p>Kütahyalı, Ö. ( 2004 )    <em>“ Bir Panelin Düşündürdükleri”</em>  <u>Orkestra Dergisi</u>, 356, 5-10</p>
<p><em>“Minik Ellerde Büyük Marifet” </em><u>Hürriyet Gazetesi</u></p>
<p><em>“Mutlak Kulak” </em><u>National Geographic Türkiye</u>, Mart 2005, 90</p>
<p>Özeren, A. ( 2005a )      <em>“Türk İlköğretim Okulları ve Halk Eğitim Merkezleri İçin Müzik Öğretimi Ortam Tasarımları”</em> <u>5. Uluslararası Eğitim Teknolojileri Konferansı </u> Sakarya, 21-23 Eylül 2005</p>
<p>Özeren, A. ( 2005b )      <strong>1. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu Projesi </strong> İstanbul, 5-7 Eylül 2005</p>
<p>www.bilginegitim.com</p>
<p>www.google.com</p>
<p>www.meb.gov.tr</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.alpozeren.com/alp-ozeren/halk-egitim-merkezlerinin-genel-muzik-egitimi-acisindan-rolu-ve-onemi/">Halk Eğitim Merkezlerinin Genel Müzik Eğitimi Açısından Rolü Ve Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.alpozeren.com">Alp &Ouml;zeren</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
