‘Türk Cenaze Marşı’ Konusu

MÜZİKritik / Eylül 2012
ELEŞTİREL VE TOPLUMSAL MÜZİK YAZILARI
Müzik İçeri; Gürültü Dışarı…                           alpozeren

‘TÜRK CENAZE MARŞI’ Konusu…

…Geçtiğimiz günlerde, Antalya’da, şehit cenazesinde, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul GÜNAY, cenazede resmen görevli bulunan askeri bandoyu emir ile susturmaya kalkınca, kamuoyunda ağırlıklı olarak olumsuz eleştirilere maruz kaldığını izledik. İçeriği ve maksadı bir yana; kendisi gibi kamu görevini yerine getiren müzik insanlarını küçük düşürücü tarzını onaylamak mümkün olmasa da, bu ‘çıkış’ın zihinlerde canlandırmasını umduğum çok önemli bir konuya; etkili ve yetkili bazı çevrelerce, her nedense onyıllardır görmezden gelinmeye çalışılan TÜRK CENAZE MARŞI konusuna değinmeye çalışacağım bu yazıda. Ki; kanımca bu konu, MÜZİK ARACILIĞIYLA KÜLTÜR EMPERYALİZMİ başlığı altında da öncelikli konulardan biridir. Böyle zamanlarda ve konularda, herşeyden önce; Konfüçyus’un, “Bir milleti tutsak etmek isterseniz müziğini çürütün” yaklaşımının anımsanması gerektiğini düşünüyorum.

Anadolu insanının ağıtları ön plandadır. Bu nedenle; ilk bakışta TÜRK CENAZE MARŞI kavramı, bize çok yakın gelmeyebilir. Bu kavramın, ağırlıklı olarak; şehitlerin, devlet büyüklerinin cenazeleri için düşünülmesi gerekir.

Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda öğretim görevlisi olduğum zamanlarda, bir öğrencim, Sakarya’nın bir köyündeki bir şehit cenazesinde, bir köylünün bando komutanına, Chopin’in cenaze ezgisini kastederek, “Makarios da bu müzikle gömülmüştü. Benim çocuğumun cenazesinde neden bu müziği çalıyorsunuz?” şeklindeki yakınışına, bizzat şahit olduğunu anlatmıştı… Bu samimi anekdot, aslında pek çok şeyi özetlemektedir. Özellikle de TÜRK MÜZİK KÜLTÜRÜ’nün binlerce yıllık asil geçmişi göz önüne alındığında; Chopin’in ezgisinin, bizim duygularımıza tercüman olmaya yetmeyeceğini, ANADOLU İNSANI nın şehitlerini defnederken Chopin’in ezgisine ihtiyacı olmadığını iddia etmek, körükörüne ve abartılı bir milliyetçilik olmasa gerektir. Rahmetli Selâhattin İÇLİ Hocamız, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda, Sanatta Yeterlik eğitimi kapsamındaki PROZODİ dersinde, enstrümantal ezgilerin melodilerinin de, bestelendiği coğrafyanın lisânında olduğunu belirtmişti. HER YİĞİDİN YOĞURT YİYİŞİ yaklaşımından hareket ile, ANADOLU İNSANI’nın, TÜRK MİLLETİ’nin özüne dayalı bir cenaze marşı olması düşüncesi, olsa olsa KÜLTÜR EMPERYALİZMİ ne bir karşı duruş, boyun eğmeyiş olarak değerlendirilebilir. TÜRK MÜZİĞİ’nin melodik zenginliği ve gücünü, müzik bilmeyenlere dahi net biçimde hissettirebilecek olan; rahmetli Cinuçen TANRIKORUR’un ‘Kanaat ve Ölüm’ başlıklı makalesi(1)nden şöyle bir anekdot da paylaşılabilir: …Bunlardan biri de 1932 de, Türk Musikisi konusunda tavsiyeleri alınmak üzere davet edilen , Viyana Müzik Akdemisi Müdürü Joseph Marx’tı. İstanbul Belediye Encümeni’ne verdiği raporda Prof. Marx, şöyle diyordu: “Sadece çıplak melodi açısından kıyaslandığında, ITRÎ’nin bulduğu müzik cümleleri, çağdaşı BACH’ın bulduğu müzik cümlelerinden çok daha üstündür. Sırf bize benzemek için Türk Musikisi’ni çokseslendirmeye çalışmak, musikinize yapacağınız en büyük kötülük olur…”  Böyle anlamlı, önemli ve değerli bir anekdotu; UNESCO tarafından ITRÎ YILI ilân edilmiş olan 2012’de paylaşıyor olmak da gerçekten hayli ironik ve heyecan verici… Yahya Kemâl BEYATLI da, “Çok insan anlayamaz eski musikimizden…” derken, Prof. Marx’ın anlatmaya çalıştığı şeyleri derinden, yürekten hissetmiş olsa gerek… Okul zillerinin, doğum günü ezgisinin, metrobüs kalkış sinyalinin, orjinali erotik içerikli sözleri bulunan bir İsveç Halk Şarkısı’na ait Gençlik Marşı(Dağ başını duman almış…)’nın yabancı ezgiler üzerine söz yazılarak oluşturulduğu ve yaygınlaştığı, onyıllardır İstiklâl Marşı öncesinde, saygı duruşu esnasında dinletilen ezginin(ti borusu) Amerikan iç savaşına ait bir ezgi olduğu (Ağustos 2011 tarihli Bosphorus Sanat Gazetesi’nde, 51. Sayımızda, bu örneği ‘Tİ’ye mi ALINDIK’ başlığı ile yazmıştım…), yerel alternatiflerin sunulmadığı; hâtta, İstiklâl Marşı’nın Zeki ÜNGÖRe ait ezgisinin dahi Carmen Silva operetinden ya da Beethoven’in 5. Senfonisinden alınmış olduğu çok ciddi kaynaklarca iddia edilen bir ortamda, cenaze marşı olarak Chopin’in ezgisinin çalınmasını doğal karşılamak ‘ataleti’nden, BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDER ÇARPIK ZİHNİYETİ nden sıyrılabilmenin tek yolu ise her alandaki özdeğerlerimizin farkına varmak için, gereğince çaba harcamaktır.

Yakın zamanda yitirdiğimiz değerli müzikolog ve Dünya’nın en önemli çalgı koleksiyonlarından birini oluşturmuş olan Etem ÜNGÖR tarafından 1966 yılında yayınlanan TÜRK MARŞLARI (2) isimli kitapta ( ki; Zeki ÜNGÖR’e ait ‘İstiklâl Marşı ezgisi’nin, Carmen Silva Opereti’nden alınmış olma ihtimalinden de bu kaynakta söz edilmektedir…) Nedim OTYAM tarafından bestelenmiş olan bir TÜRK CENAZE MARŞI notası yer almaktadır.

Bu eserde; ITRÎ’nin ‘tekbir’inin ‘tem’ olarak kullanılmış olduğu, eserin notasının dördüncü sayfasında(s.226), şu cümle ile belirtilmektedir: “Görüldüğü gibi, Itrî’nin tekbirini tem olarak kullanan bu marş, cenazesinde Chopin’in marşı çalınan büyük ATA’ya ithaf edilmiş olup ilk defa yayınlanmaktadır.

Daha yakın zamanlara gelindiğinde; İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. F. Cengiz ÜNAL’ın Segâh Cenaze Marşı ile karşılaşılmakta. Kendisi; TRT-2 televizyon kanalında, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları dile getirmektedir:        “ Türk Musikisi’nde; sözlü musiki ön plana çıktığından, bu tür konuların ihmâl edildiği görülmektedir. Türk  Musikisi’nin makamları incelendiğinde; her türlü duygu ve düşünceyi ifade etmenin mümkün olduğu görülür. Bilindiği gibi; Dünya’da ve Ülkemizde, cenaze merasimlerinde Chopin’in cenaze marşı çalınmaktadır.Hüznü çok iyi ifade eden bu eser; milletlerin kendi kültürel ve dini değerlerini ifade bakımından, bizce eksiktir.Bu düşünceden yola çıkarak; ben de Türk Musikisi ile bir cenaze marşı besteledim. Özellikle merhum Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL’ın cenazesi sırasında gelişen tartışmalar, bu çalışmalarımı hızlandırdı. Musikimizde Segâh makamı, dini ve tasavvufi duyguları, çok iyi ifade etmektedir. Özellikle bu makamı seçtim ve dini musikinin ‘Segâh Tekbir’ ve ‘Salât-ı Ümmiye’ motiflerinden faydalanarak bu eseri tamamladım. Çalışmalarımda, öğretim görevlisi arkadaşım Ali ERAL’ın katkıları oldu. Umarım başarılı olmuşuzdur ve bu eksiklik giderilmiştir.

Cengiz ÜNAL’ın; eserin bando tarafından seslendirilişi esnasında, ensrümanların Türk Musikisi enstrümanı olmayışı nedeniyle duygu, ifade vb. eksikliği oluşma ihtimali konusundaki kaygısının da, daha sonra azaldığını bizzat anımsıyorum. Eylül ya da Ekim 2012’de kendisi ile; AKADEMİK MÜZİK SÖYLEŞİLERİ kapsamında, gazetemizin de katkılarıyla, bir ‘TÜRK CENAZE MARŞI KONFERANSI’ sunmayı da kararlaştırdık. Bu konferans öncesinde; bando ile de yeni bir kamera kaydı yapmayı kararlaştırmış bulunmaktayız.

Daha önce; 2008 yılında tamamlamış olduğum ‘MÜZİK OKULLARINDA OKUYAN ÖĞRENCİLERE VERİLECEK ÖZEL HALKLA İLİŞKİLER EĞİTİMİNİN İÇERİĞİNİN OLUŞTURULMASI AMAÇLI SAHA ÇALIŞMASI’ başlıklı sanatta yeterlik tezim ve tez ile bağlantılı etkinlikler kapsamında ve 12 Mart 2008 tarihinde, Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi’nde gerçekleşen ‘HALKA AÇIK SANATTA YETERLİK TEZ SAVUNMA SINAVI’m kapsamında da özellikle ve özel olarak da ele alınan TÜRK CENAZE MARŞI’nın gerekliliği konusunda, daha fazla zaman yitirilmeden bir netlik sağlanabilmesi, her şeyden önce ‘MÜZİK ARACILIĞIYLA KÜLTÜR EMPERYALİZMİ’ne karşı duruş sergilemek açısından gereklidir.   

  • Cinuçen TANRIKORUR, ‘Kanaat ve Ölüm’, Müzik-Kültür-Dil, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2009, s. 257
  • Etem ÜNGÖR, Türk Marşları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1966, s. 223-226